Kasten öldürme suçunda meşru savunma ve haksız tahrik arasındaki farkı, bıçaklı saldırıyı, hukuki tartışmayı ve adalet terazisini gösteren görsel.

Kasten Öldürme veya Yaralama Suçunda, Meşru Savunma ve Haksız Tahrik: TCK 25/1 , TCK 27/2 TCK 29 Kapsamında Yargıtay Kararları

Türk Ceza Kanunu’nun 25/1. maddesinde düzenlenen meşru savunma (meşru müdafaa), kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş haksız saldırıyı, o anki hâl ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla gerçekleştirdiği fiiller bakımından hukuka uygunluk nedenidir.

Bu kapsamda, kasten öldürme suçunu oluşturan bir fiil dahi meşru savunma şartlarının gerçekleşmesi hâlinde hukuka uygun kabul edilerek beraat kararıyla sonuçlanabilir. Ancak her öldürme olayında meşru savunmadan söz edilemez. Saldırının varlığı, devam edip etmediği, savunmanın zorunluluğu ve orantılılığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Ayrıca TCK m.27/2 kapsamında, meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaş nedeniyle aşılması hâlinde ceza verilmesine yer olmadığı kararı gündeme gelebilir.

Bu yazımızda, Yargıtay ve Ceza Genel Kurulu kararları ışığında kasten öldürme suçunda meşru savunmanın kabul edildiği olayları, mahkemelerin hukuki gerekçeleriyle birlikte inceleyeceğiz.

ÖNEMLİ HUKUKİ UYARI: Bu yazıda yer verilen Yargıtay kararları, her olayın kendine özgü koşulları, delilleri ve gerçekleşme biçimi dikkate alınarak verilmiştir. Meşru savunmanın varlığı ve sınırları her somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilir. Bu nedenle söz konusu kararlar, benzer olaylarda aynı hukuki sonucun doğacağını garanti etmez ve doğrudan uygulanabilecek bağlayıcı emsal niteliği taşımaz. Her olayın hukuki değerlendirmesi kendi koşulları çerçevesinde yapılmalıdır.

Kasten öldürme meşru savunma. haksız tahrik.

1. Silahlı Saldırıya Karşı Kasten Öldürme Fiilinde Meşru Savunma ve Beraat Kararı – Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2019/3038 E. 2020/1207 K.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10.06.2020 tarihli, 2019/3038 Esas ve 2020/1207 Karar sayılı ilamında, kendisine önce kesici aletle, ardından av tüfeğiyle saldırılan sanığın, kaçmaya çalışmasına rağmen saldırının devam etmesi üzerine tabancasıyla saldırganı öldürmesi meşru savunma kapsamında değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesi sanığı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan 10 yıl hapis cezasına mahkûm etmişse de Yargıtay, olayın gerçekleşme koşullarını dikkate alarak sanığın TCK m.25/1 kapsamında beraat etmesi gerektiğine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir:

“Kaçmakta olan sanığın bu esnada yere düştüğü, ardından gelen maktulün sanığa doğru tüfekle bir el ateş ettiği, sanığın yuvarlanması üzerine isabet ettiremediği, daha sonra maktulün elindeki tahra ile hamle yapmak istediği, bu kez sanığın yerde yatar vaziyette iken üzerinde taşıdığı ruhsatsız tabancasını çıkarıp maktule ateş ederek öldürdüğü olayda; sanığın meşru savunma sınırları içerisinde kalan eyleminden dolayı 5237 sayılı TCK’nin 25/1 ve 5271 sayılı CMK’nin 223/2. maddeleri uyarınca beraati yerine yazılı şekilde haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.”

Kararın hukuki önemi, ölümle sonuçlanan bir savunma eyleminin, saldırının ağırlığı ve gerçekleştiği koşullar dikkate alındığında meşru savunma kapsamında kabul edilebilmesidir. Yargıtay, sanığın saldırıdan kaçmaya çalışmasını, buna rağmen ateşli silah ve kesici aletle saldırının sürdürülmesini ve ölümcül savunma eyleminin sanık yerdeyken gerçekleşmesini birlikte değerlendirmiştir. Böylece olayın yalnızca haksız tahrik hükümleriyle çözümlenemeyeceğini, meşru savunmanın şartlarının gerçekleştiğini kabul ederek mahkûmiyet hükmünü bozmuş ve sanığın tahliyesine karar vermiştir.

2. Silahlı ve Sopalı Saldırıya Karşı Bıçakla Savunma: Meşru Savunmada Sınırın Korku ve Telaşla Aşılması Olarak Kabul Edilmedi – Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2025/1728 E. 2026/2848 K.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.04.2026 tarihli, 2025/1728 Esas ve 2026/2848 Karar sayılı ilamında, gece saat 02.00 sıralarında arkadaşlarıyla sohbet ederken silahlı ve sopalı bir grubun saldırısına uğrayan sanığın, kendisini savunmak amacıyla bıçak kullanarak bir kişiyi hayati tehlike geçirecek şekilde yaralaması değerlendirilmiştir. Yargıtay çoğunluğu, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü sanıklardan biri yönünden onarken, diğer sanığın suça iştirak ettiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle mahkûmiyetini bozmuştur.

Bununla birlikte karara yazılan karşı oyda, saldırganların sayısal üstünlüğü, silah ve sopa kullanmaları, saldırının gece vakti gerçekleşmesi ve sanığın içinde bulunduğu psikolojik durum dikkate alınarak TCK m.27/2 kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Karşı oy gerekçesinde şu önemli değerlendirmelere yer verilmiştir:

“Dört kişi tarafından sopa ve silahla yapılan bir saldırıya karşı sanığın bıçakla karşılık vermesi orantısız değildir.” “Söz konusu hükme göre, meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmeyecektir.” “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise böyle bir durumda kişinin meşru savunmanın sınırlarına titizlikle riayet etmesi her zaman beklenemeyeceğinden faile ceza verilmeyecektir.”

Kararın hukuki önemi, özellikle karşı oy gerekçesinde meşru savunmanın sınırlarının ve TCK m.27/2 hükmünün ayrıntılı biçimde tartışılmış olmasıdır. Karşı oyda, saldırıya uğrayan kişinin savunma sırasında kullandığı kuvvetin orantılılığının yalnızca kullanılan silahların türüne veya meydana gelen yaralanmanın ağırlığına göre belirlenemeyeceği; saldırganların sayısı, saldırının şiddeti, olayın gerçekleştiği ortam ve kişinin yaşadığı korku ve telaşın da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek korku, heyecan veya telaş nedeniyle aşılması hâlinde ceza sorumluluğunun ortadan kalkabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Bununla birlikte bu değerlendirmelerin Yargıtay çoğunluğunun kabul ettiği sonuç değil, karşı oyda savunulan hukuki görüş olduğu özellikle belirtilmelidir.

3. Bıçaklı Saldırıya Karşı Silahla Öldürme: Meşru Savunmada Kaçma Zorunluluğu ve Korku Nedeniyle Sınırın Aşılması mı? Haksz Tahrik mi? – Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2024/1780 E. 2025/8060 K.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 19.11.2025 tarihli, 2024/1780 Esas ve 2025/8060 Karar sayılı ilamında, tarla sınırı nedeniyle çıkan tartışmada, kendisine ve kardeşlerine yönelik tehdit ve hakaretlerde bulunan, ardından araç içerisindeki kardeşine bıçakla saldırarak yaralayan ve kendisini de bıçakla kovalayan kişiye tabancasıyla beş el ateş ederek ölümüne neden olan sanığın hukuki durumu değerlendirilmiştir.

İlk derece mahkemesince kasten öldürme suçundan haksız tahrik hükümleri uygulanarak mahkûmiyet kararı verilmiş, Yargıtay çoğunluğu ise meşru savunmanın yasal şartlarının oluşmadığını kabul etmekle birlikte haksız tahrik indiriminin daha yüksek oranda uygulanması gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

Buna karşılık, karara katılmayan üye, sanığın bıçaklı saldırıdan kaçmaya çalışmasına rağmen takip edilmesini ve saldırının devam etmesini dikkate alarak TCK m.27/2 kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Karşı oy gerekçesinde özellikle şu değerlendirmelere yer verilmiştir:

“Zira Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasına göre sanığın kaçma yükümlülüğü bulunmadığından, sanığın olay yerinden kaçmaması meşru savunma şartlarından yararlanması için bir gerekçe yapılamaz.” “Maktulün birkaç metre gerisinden öldürücü nitelikte bir araç olan bıçakla kovalaması durumunda sanığın silahla karşılık vermesi orantısız değildir.” “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise böyle bir durumda kişinin meşru savunmanın sınırlarına titizlikle riayet etmesi her zaman beklenemeyeceğinden faile ceza verilmeyecektir.”

Kararın hukuki önemi, meşru savunmada kaçma yükümlülüğü, saldırı ve savunma araçları arasındaki orantılılık ve korku nedeniyle savunma sınırının aşılması konularının karşı oyda ayrıntılı biçimde ele alınmasıdır. Karşı oy gerekçesinde, bıçaklı saldırıya uğrayan kişinin kendisini savunmak için mutlaka aynı nitelikte bir silah kullanmasının gerekmediği, saldırının ağırlığı karşısında tabancayla savunmanın tek başına orantısız sayılamayacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte sanığın doğrudan öldürücü bölgelere beş el ateş etmesi nedeniyle savunma sınırının aşıldığı, ancak bu aşmanın saldırının yarattığı mazur görülebilecek korku, heyecan veya telaştan kaynaklandığı kabul edilerek TCK m.27/2 ve CMK m.223/3-c uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Bu değerlendirmeler Yargıtay çoğunluğunun değil, karşı oy kullanan üyenin hukuki görüşüdür.

4. Karşılıklı Bıçaklı Kavgada Meşru Savunma Kabul Edilir mi? Yargıtay’dan Beraat Kararına Bozma – 1. Ceza Dairesi,  2019/3139 E. 2020/61 K.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14.01.2020 tarihli, 2019/3139 Esas ve 2020/61 Karar sayılı ilamında, gece saat 01.00 sıralarında bir parkta sigara ve ateş isteme meselesi nedeniyle başlayan tartışmanın bıçaklı kavgaya dönüşmesi sonucunda meydana gelen ölüm olayı değerlendirilmiştir. Olayda maktulün sanığı iteklediği, elinde bıçak bulunduğu, tarafların karşılıklı olarak birbirlerine saldırdığı ve sanığın maktulü sol göğüs bölgesinden bıçaklayarak ölümüne neden olduğu anlaşılmıştır.

İlk derece mahkemesi, sanığın eylemini TCK m.25/1 kapsamında meşru savunma kabul ederek beraatine karar vermiştir. Ancak Yargıtay, karşılıklı saldırıya dönüşen olayda meşru savunma koşullarının oluşmadığını değerlendirerek sanığın haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetmiş ve beraat kararını bozmuştur. Kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir:

“Maktulün ‘sen ne yapıyorsun’ diyerek sanığı iteklediği, maktulün elinde bıçak olduğu, tarafların karşılıklı olarak birbirlerine saldırdıkları, sanığın elindeki bıçakla maktulün sol göğüs kısmından yaraladığı, maktulün bir süre yürüdükten sonra yere düştüğü, sanığın maktulün yere düştüğünü görünce yanına gittiği ve yaralandığını anlaması üzerine tanıklardan yardım istediği, hastaneye kaldırılan maktulün vefat ettiği anlaşılan olayda, Sanık’nın maktul’a yönelik, haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde meşru müdafaa nedeniyle beraatine hükmolunması, Bozmayı gerektirmiştir.”

Kararın hukuki önemi, meşru savunma ile haksız tahrik hükümleri arasındaki ayrımın ortaya konulmasıdır. Bir kişinin karşı tarafın elinde bıçak bulunması veya ilk haksız hareketin karşı taraftan gelmesi nedeniyle her durumda meşru savunma hükümlerinden yararlanması mümkün değildir. Yargıtay, somut olayda tarafların karşılıklı olarak birbirlerine saldırmalarını dikkate alarak sanığın eyleminin hukuka uygun savunma niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu karar, bıçaklı kavga sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında meşru savunmanın otomatik olarak kabul edilmeyeceğini, saldırının gelişimi ve tarafların eylemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

5. Baltalı Saldırıya Karşı Tabancayla Öldürme Meşru Savunma Sayılır mı? Haksız Tahrik mi? Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2023/7412 E. 2024/3333 K.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.05.2024 tarihli, 2023/7412 Esas ve 2024/3333 Karar sayılı ilamında, komşular arasında hayvanlar nedeniyle çıkan tartışmanın büyümesi üzerine, elinde balta bulunan kişinin kendisine doğru koşarak saldırması karşısında tabancasıyla bir el ateş ederek saldırganın ölümüne neden olan sanığın hukuki durumu değerlendirilmiştir.

İlk derece mahkemesi sanığı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan 15 yıl hapis cezasına mahkûm etmiş, istinaf mahkemesi ise cezayı 13 yıl 4 ay hapis olarak belirlemiştir.

Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, olayın görüntü kayıtlarını, ilk haksız hareketin karşı taraftan gelmesini, sanığın saldırı karşısında öncelikle geri çekilmesini ve baltalı saldırının devam etmesi üzerine yalnızca bir el ateş etmesini dikkate alarak TCK m.25/1 kapsamında meşru savunma şartlarının gerçekleştiğine hükmetmiştir. Yargıtay kararında şu ifadelere yer verilmiştir:

“Maktul tarafından ’ye yönelik balta ile saldırının başladığı ve ‘nin ilk aşamada ateş etmediği, öncelikle geri geri hamle yaptığı, ancak maktulün baltayı savurarak gerçekleştirdiği saldırısının devam etmesi üzerine maktule bir el ateş ettiği ve maktul ile kardeşlerinin sayıca, yaşça ve fiziksel güç olarak daha baskın olmaları da dikkate alındığında, sanık lehine 5237 sayılı Kanun’un 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma koşulları gerçekleştiğinden,”

Kararın hukuki önemi, öldürücü nitelikteki baltalı saldırıya karşı ateşli silah kullanılmasının, somut olayın koşullarına göre meşru savunma kapsamında değerlendirilebilmesidir. Yargıtay, yalnızca kullanılan silahların niteliğini değil, saldırının kim tarafından başlatıldığını, saldırının devam edip etmediğini, sanığın geri çekilmesine rağmen saldırının sürdürülmesini ve taraflar arasındaki fiziksel güç farklılığını birlikte değerlendirmiştir. Özellikle sanığın saldırı karşısında ilk aşamada ateş etmemesi, geri çekilmesi ve saldırının devam etmesi üzerine tek el ateş etmesi meşru savunmanın kabulünde belirleyici olmuştur. Bununla birlikte karar, doğrudan kesinleşmiş bir beraat hükmü değildir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, meşru savunma gerekçesiyle verdiği önceki bozma kararında ısrar etmiş ve Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararını incelemek üzere dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Dolayısıyla karar, meşru savunmanın şartlarına ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin hukuki yaklaşımını göstermekte olup uyuşmazlığın nihai sonucu ayrıca değerlendirilmelidir.

6. Silahlı Saldırıya Karşı Kasten Öldürme: Meşru Savunmada Korku ve Telaş Nedeniyle Sınırın Aşılması – Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/1039 E. 2016/96 K.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 tarihli, 2015/1039 Esas ve 2016/96 Karar sayılı ilamında, taşınmaz anlaşmazlığı nedeniyle çıkan silahlı çatışmada, önce kendisi tabancayla vurulan, ardından kardeşinin de darbedilerek silahla ağır şekilde yaralandığını gören sanığın, saldırganlara ateş ederek bir kişinin ölümüne neden olması değerlendirilmiştir.

İlk derece mahkemesi sanığı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan 10 yıl hapis cezasına mahkûm etmiş ve bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanmıştır.

Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın kendisinin ve kardeşinin yaşam hakkına yönelik devam eden silahlı saldırıyı önlemek amacıyla hareket ettiğini, dolayısıyla meşru savunma koşullarının oluştuğunu kabul etmiştir.

Bununla birlikte sanığın saldırganı göğsünden vurması nedeniyle savunmada orantılılık sınırının aşıldığı, ancak bu aşmanın olayın yarattığı mazur görülebilecek korku, heyecan ve telaştan kaynaklandığı sonucuna ulaşarak TCK m.27/2’nin uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Kararda şu ifadelere yer verilmiştir:

“Kendisini silahla yaralayan ve akabinde darp edilmiş vaziyette yerde yatmakta olan kardeşi ’e de dört el silahla ateş eden maktüle devam eden yaşama hakkına yönelik haksız saldırısını bertaraf etmek maksadıyla o anki hal ve koşullara göre başka türlü hareket etme imkanı bulunmadığından hamili bulunduğu silahıyla ateş ederek maktulün ölümüne neden olan sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.” “Sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.”

Kararın hukuki önemi, meşru savunma ile meşru savunmada sınırın aşılması arasındaki farkın Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından açıklanmasıdır. Kararda, saldırıya uğrayan kişinin yalnızca kendisini değil, üçüncü kişilerin yaşam hakkını da koruyabileceği; ancak savunmanın saldırıyla orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Bununla birlikte saldırının yarattığı mazur görülebilecek korku, heyecan veya telaş nedeniyle savunma sınırının aşılması hâlinde, ölüm meydana gelmiş olsa dahi TCK m.27/2 uyarınca faile ceza verilmeyeceği kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulu, sanığın 10 yıl hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünü bozarak tahliyesine karar vermiştir. Ayrıca karara karşı oy kullanan üyeler, somut olayda savunma sınırının hiç aşılmadığını ve sanığın doğrudan TCK m.25/1 kapsamında beraat etmesi gerektiğini savunmuştur. Bu yönüyle karar, kasten öldürme suçunda meşru savunma nedeniyle beraat ile meşru savunmada sınırın aşılması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararları arasındaki hukuki ayrımı ortaya koymaktadır.

7. Yumruklu Saldırıya Av Tüfeğiyle Karşılık Vermek Meşru Savunma mıdır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/305 E. 2018/669 K.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.12.2018 tarihli, 2017/305 Esas ve 2018/669 Karar sayılı ilamında, kendisine ve anne babasına yönelik yumruklu saldırı karşısında av tüfeğiyle iki el ateş ederek saldırganlardan birini yaralayan sanığın meşru savunma hükümlerinden yararlanıp yararlanamayacağı değerlendirilmiştir.

Olayda, sanığın ailesine ait tarlaya hayvanların girmesi nedeniyle başlayan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, sanığın ve anne babasının yumruklarla darbedildiği, sanığın ise beraberinde getirdiği av tüfeğiyle ateş ederek mağduru basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaraladığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın kendisini ve ailesini korumak amacıyla hareket ettiğini kabul ederek TCK m.25/1 uyarınca beraatine karar vermiştir.

Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yumruklu saldırıya av tüfeğiyle karşılık verilmesini somut olayda orantısız bularak meşru savunma koşullarının gerçekleşmediğine, ayrıca savunma sınırının kasten aşılması nedeniyle TCK m.27/1 ve m.27/2 hükümlerinin de uygulanamayacağına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir:

“Sanık ’ın kendisi ve ailesine yönelmiş haksız saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre saldırıyla orantılı bir şekilde defetmek yerine, av tüfeğiyle iki el ateş edip mağdur ’i basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde yaralaması karşısında, saldırı ile savunma arasında orantı bulunmaması nedeniyle meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.”“Sanığın kendisi ve ailesine yumrukla saldırıldığını bilmesi ve görmesine rağmen tarlaya gelirken beraberinde getirdiği av tüfeğiyle ateş etmek suretiyle saldırı ile savunma arasındaki orantısızlığa ilişkin sınırı kasten aştığı anlaşıldığından aynı maddenin birinci fıkrasının; mağdur ve kardeşinin kavgada yumruk atıp küfretmekten ibaret eylemlerinin ise heyecan, korku veya telaşa neden olabilecek boyutta olmaması nedeniyle de aynı maddenin ikinci fıkrasının uygulanma imkânı bulunmadığının kabulü gerekmektedir.”

Kararın hukuki önemi, meşru savunmanın varlığı için yalnızca haksız bir saldırının bulunmasının yeterli olmadığını, savunmanın saldırının ağırlığıyla orantılı olması gerektiğini ortaya koymasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın ve ailesinin saldırıya uğradığını kabul etmekle birlikte, somut olayda yumruklu saldırının av tüfeğiyle karşılanmasını savunma sınırının kasten aşılması olarak değerlendirmiştir. Ayrıca saldırının sanıkta mazur görülebilecek derecede korku, heyecan veya telaş oluşturmadığı sonucuna ulaşarak TCK m.27/2’nin uygulanmasını da reddetmiştir. Bu nedenle sanığın eyleminin meşru savunma değil, haksız tahrik altında kasten yaralama suçunu oluşturduğuna karar verilerek beraat hükmü bozulmuştur. Karar, özellikle kasten yaralama ve kasten öldürme suçlarında meşru savunma, haksız tahrik ve savunmada sınırın aşılması hükümleri arasındaki ayrımın somut olayın özelliklerine göre yapılması gerektiğini göstermektedir.

8. Silahla Ölüm Tehdidinde Bulunan Kişinin Öldürülmesi Meşru Savunma Sayılır mı? Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/291 E. 2018/380 K.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.09.2018 tarihli, 2018/291 Esas ve 2018/380 Karar sayılı ilamında, kendisini öldürmekle tehdit eden ve daha sonra elinde tabancayla bulunduğu yere gelen kişiye av tüfeğiyle ateş ederek ölümüne neden olan sanığın eyleminin meşru savunma kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılmıştır.

Olayda sanık ile maktul arasında miras ve taşınmaz uyuşmazlıklarından kaynaklanan, yaklaşık beş yıldır devam eden bir husumet bulunmaktadır. Sanık, olay gecesi evinin altındaki garajda su deposunu tamir ettiği sırada maktulle karşılaşmış, maktul kendisini tehdit ederek üst kattaki evine çıkmıştır. Maktulün daha sonra elinde tabanca ve el feneriyle garaja geri dönmesi üzerine sanık, daha önce traktöründen aldığı av tüfeğiyle önce boşa, ardından maktule doğru ateş etmiştir. Sol omuz ve göğüs bölgesinden yaralanan maktul yere düşmüş, sanık ayrıca tüfeğin dipçiğiyle maktulün baş bölgesine birkaç kez vurmuştur. Maktul, ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar hasarı nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

İlk derece mahkemesi, sanığı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan 15 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise haksız tahrik indiriminin daha yüksek oranda uygulanması gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, olayda sanığın ölüm tehdidi ve silahlı saldırı karşısında mazur görülebilecek korku ve telaşla hareket ettiğini ileri sürerek TCK m.27/2 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, sanığın meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinden yararlanamayacağına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde şu değerlendirmeye yer verilmiştir:

“Sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen, maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi, sanığın, etkisiz hâle getirdiği ve artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması göz önüne alındığında, doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırısının bulunmaması karşısında; sanığın saldırıyı o andaki hal ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan doğruya öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir.”

Bununla birlikte karar oy çokluğuyla verilmiş, bazı Ceza Genel Kurulu üyeleri çoğunluğun değerlendirmesine katılmamıştır. Karşı oy kullanan üyelerden biri, maktulün daha önce sanığı ölümle tehdit etmiş olmasını, olay yerine atışa hazır tabancayla gelmesini, garajın karanlık olmasını ve sanığın ilk atışı uyarı amacıyla yapmasını birlikte değerlendirerek sanığın ölüm korkusuyla hareket ettiğini savunmuştur. Bu üye, TCK m.27/2 kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir:

“Sanığın olay günü kendisine yaşamına yönelmiş olan ve varlığını hâlihazırda devam ettiren haksız bir saldırıyı içinde bulunduğu ortam o andaki hâl ve şartlara göre defetme zorunluluğu altında başladığı eylemini, ‘orantı’ şartını aşarken mazur görülebilecek bir heyecan korku ve telaşla yasal savunma sınırını aştığından hakkında TCK’nın 27/2 ve nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan itirazın kabulü gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum”

Diğer karşı oy görüşünde ise sanığın saldırı karşısında korku ve panik içinde hareket ettiği kabul edilmekle birlikte, TCK m.27/1 kapsamında meşru savunma sınırının taksirle aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiği savunulmuştur. Bu görüşte özellikle şu ifadeye yer verilmiştir:

“Meşru müdafaada sanığa haksız saldırıya karşı kaçma yükümlülüğü, yasa koyucu tarafından yüklenmemiştir.”

Kararın hukuki önemi, silahlı bir tehdidin varlığının tek başına meşru savunmanın kabulü için yeterli görülmemesi ve failin saldırıyı bertaraf etme amacıyla mı, yoksa öfke ve intikam duygusuyla mı hareket ettiğinin belirleyici kabul edilmesidir. Ceza Genel Kurulu çoğunluğu; sanığın önceden silahını hazırlamasını, maktulün tabancayı kendisine doğrultmadığı yönündeki kabulünü ve maktul yere düştükten sonra dipçikle vurulmasını birlikte değerlendirerek eylemin savunma sınırları içerisinde kalmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Buna karşılık muhalif üyeler, silahlı ölüm tehdidi, olay yerinin karanlık olması, maktulün tabancasının atışa hazır bulunması ve sanığın önce uyarı atışı yapması gibi hususların sanığın psikolojik durumunun değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiğini savunmuştur. Dolayısıyla bu karar, aynı olayda meşru savunma, meşru savunmada sınırın aşılması ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanması konusunda farklı hukuki sonuçlara ulaşılabildiğini göstermektedir.

Sonuç olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, çoğunluk kararıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiş ve sanığın eyleminin meşru savunmada sınırın aşılması değil haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu yönündeki değerlendirmeyi benimsemiştir. Karşı oy gerekçeleri ise meşru savunmada korku, heyecan ve telaşın değerlendirilmesine ilişkin önemli hukuki tartışmalar içermekle birlikte çoğunluğun hükmü niteliğinde değildir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Yukarıda incelenen Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, meşru savunmanın varlığının soyut ve değişmez ölçütlerle değil, her somut olayın kendine özgü koşulları içerisinde belirlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Yargıtay, özellikle saldırının kim tarafından başlatıldığını, haksız saldırının gerçekleşip gerçekleşmediğini veya gerçekleşmesinin muhakkak olup olmadığını, savunma anında saldırının devam edip etmediğini, tarafların kullandıkları araçları, saldırganların sayısını, taraflar arasındaki fiziksel güç farklılığını, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı, sanığın savunmadan başka bir imkânının bulunup bulunmadığını ve kullanılan savunma gücünün saldırıyla orantılı olup olmadığını birlikte değerlendirmektedir.

Bu çerçevede, bıçaklı veya baltalı saldırıya ateşli silahla karşılık verilmesi tek başına meşru savunmanın reddedilmesini gerektirmediği gibi, saldırıya uğrayan kişinin silah kullanması da kendiliğinden hukuka uygun kabul edilmemektedir.

Nitekim bazı kararlarda ölümle sonuçlanan silahlı savunma eylemleri TCK m.25/1 kapsamında değerlendirilirken, diğer kararlarda saldırının niteliği, savunmanın zorunluluğu, karşılıklı kavga olgusu veya orantılılık şartının gerçekleşmemesi nedeniyle meşru savunma hükümlerinin uygulanması mümkün görülmemiştir.

Dolayısıyla belirleyici olan, kullanılan silahların yalnızca türü veya meydana gelen ölüm neticesi değil, savunma eyleminin gerçekleştirildiği anda mevcut olan tehlikenin ağırlığı ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için kullanılan gücün zorunlu ve ölçülü olup olmadığıdır.

Yargıtay uygulamasında dikkat çeken diğer önemli husus ise meşru savunma, meşru savunmada sınırın aşılması ve haksız tahrik hükümlerinin birbirinden titizlikle ayrılmasıdır.

Haksız bir saldırının varlığı, failin mutlaka meşru savunma hükümlerinden yararlanacağı anlamına gelmemektedir. Savunmanın saldırıyı bertaraf etmek amacıyla ve gerekli ölçüde gerçekleştirilmesi hâlinde TCK m.25/1 uyarınca beraat kararı verilebilecek; meşru savunmanın koşulları mevcut olmakla birlikte orantılılık sınırının mazur görülebilecek korku, heyecan veya telaş nedeniyle aşılması durumunda ise TCK m.27/2 ve CMK m.223/3-c kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebilecektir.

Buna karşılık eylemin saldırıyı önlemekten ziyade öfke, intikam veya cezalandırma amacıyla gerçekleştirilmesi ya da savunma için gerekli şartların bulunmaması hâlinde, koşulları mevcutsa haksız tahrik hükümleri gündeme gelecektir. İncelenen kararlarda aynı olay hakkında çoğunluk ve karşı oy görüşlerinin farklı hukuki sonuçlara ulaşabilmesi de bu ayrımın ne derece hassas olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak Yargıtay’ın yaklaşımı, meşru savunmayı ne her saldırıya karşı sınırsız güç kullanma yetkisi olarak kabul etmekte ne de ölüm meydana gelmiş olmasını tek başına meşru savunmayı dışlayan bir neden saymaktadır. Bu nedenle kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarında meşru savunma iddiası değerlendirilirken olayın bütün aşamalarının, maddi delillerin, tanık anlatımlarının, adli raporların ve failin saldırı anındaki psikolojik durumunun birlikte incelenmesi; hukuki nitelendirmenin varsayımlara değil, somut olayın ispatlanabilen özelliklerine dayandırılması gerekmektedir.

Av. Zafer DEMİRÇİ