Görevsizlik kararı sonrası zorunlu arabuluculuk dava şartı – Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/11 emsal kararı.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan Önemli Karar: Görevsizlik Kararı Sonrası Zorunlu Arabuluculuk Dava Şartı ise Bu Eksiklik Sonradan Giderilebilir mi? Görevli Mahkemeye Gitmesini mi Talep Etmeliyiz? Yoksa Yeni Bir Dava mı Açmak Gerekir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.01.2026 tarihli, 2025/255 Esas ve 2026/11 Karar sayılı ilamıyla, görevsiz mahkemede açılan davalarda zorunlu arabuluculuk şartının sonradan yerine getirilmesine ilişkin önemli bir hukuki uyuşmazlığı çözüme kavuşturmuştur.

Karara göre, dava başlangıçta görevsiz mahkemede açılmış olsa dahi, dosya görevli mahkemenin esasına kaydedilmeden önce zorunlu arabuluculuk süreci tamamlanmışsa, arabuluculuk dava şartının gerçekleştiği kabul edilmelidir.

Bu karar, özellikle zorunlu arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle davaların usulden reddedilmesi konusunda önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığın çözümünde yalnızca kanun hükümlerinin şekli yorumuyla yetinmemiş; Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünü, mahkemeye erişim hakkını ve usul ekonomisi ilkesini birlikte değerlendirmiştir.

Kararın temelinde şu hukuki sorun bulunmaktadır: Bir dava, arabuluculuğa başvurulmadan yanlış mahkemede açılmışsa ve görevsizlik kararından sonra arabuluculuk süreci tamamlanmışsa, dava sırf başlangıçta arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle reddedilebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bu soruya verdiği cevap, somut olayın özellikleri bakımından olumsuzdur.

Uyuşmazlığın Ortaya Çıkışı: İşverenin Açtığı Tazminat Davası

İşveren şirket, söz konusu eylemler nedeniyle zarara uğradığını belirterek işçi aleyhine maddi tazminat davası açmıştır. Davalı işçi hakkında ayrıca hırsızlık suçundan ceza soruşturması başlatıldığı da dava dilekçesinde belirtilmiştir.

Dava, 13.03.2019 tarihinde Hendek 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştır. Ancak mahkeme, uyuşmazlığın işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinden kaynaklandığını, bu nedenle davaya bakma görevinin iş mahkemesine ait olduğunu belirleyerek 13.12.2022 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı şirket, görevsizlik kararının ardından 26.12.2022 tarihinde arabuluculuğa başvurmuş ve arabuluculuk süreci 04.01.2023 tarihinde anlaşamama son tutanağıyla tamamlanmıştır.

Görevsizlik kararı 08.02.2023 tarihinde kesinleşmiş, dava dosyası ise 24.02.2023 tarihinde Sakarya 5. İş Mahkemesine gönderilmiştir.

Dolayısıyla arabuluculuk süreci, davanın ilk açıldığı tarihten sonra ancak görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce tamamlanmıştır.

Buna rağmen iş mahkemesi, zorunlu arabuluculuğun dava açılmadan önce yerine getirilmesi gereken bir dava şartı olduğunu belirterek davayı usulden reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi de aynı gerekçeyle istinaf başvurusunu reddetmiştir.

Uyuşmazlığın Yargıtay incelemesine taşınması üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilerek davanın esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Ancak ilk derece mahkemesi bozma kararına direnmiş ve konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Çözmesi Gereken Hukuki Sorun

Hukuk Genel Kurulunun önündeki uyuşmazlık, zorunlu arabuluculuğun genel olarak dava şartı olup olmadığı değildir. Bu husus zaten kanunla açıkça düzenlenmiştir.

Asıl sorun, görevsiz mahkemede açılan bir davanın görevli mahkemeye gönderilmesinden önce arabuluculuk sürecinin tamamlanmasının, başlangıçtaki dava şartı eksikliğini giderip gidermeyeceğidir.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, kanuna veya iş sözleşmesine dayanan işçi ve işveren alacakları ile tazminat taleplerinde arabuluculuğa başvurulmuş olması kural olarak dava şartıdır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesinde ise arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedileceği düzenlenmiştir.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde genel kural açıktır: Zorunlu arabuluculuğa tabi bir uyuşmazlıkta, dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir.

Ancak Hukuk Genel Kurulu, somut olayda davanın başlangıçta görevsiz mahkemede açılmış olmasını ve arabuluculuk sürecinin görevli mahkemeye geçişten önce tamamlanmasını özellikle dikkate almıştır.

Yargıtay: Arabuluculuk Hak Arama Özgürlüğünün Önünde Engel Hâline Getirilmemelidir

Hukuk Genel Kurulu kararının en önemli yönlerinden biri, zorunlu arabuluculuğun amacının değerlendirilmesidir.

Arabuluculuk, tarafların uyuşmazlıklarını mahkeme dışında, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözmelerini amaçlayan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Bu kurumun temel amacı, tarafların hak arama özgürlüğünü sınırlamak değil, uyuşmazlıkların çözümünü kolaylaştırmaktır.

Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma kararında, arabuluculuk uygulamasının ağır şekli koşullara bağlanmasının çeşitli sakıncalar doğurabileceği açıklanmıştır.

Özel Daire, özellikle arabuluculuğa birden fazla kez başvurulmasının gerekliliğine ilişkin uygulamaların, iş uyuşmazlıklarında hak düşürücü süre ve zamanaşımı sorunlarına, gereksiz yargılama giderlerine ve tarafların mağduriyetine yol açabileceğini değerlendirmiştir.

Bu yaklaşım, arabuluculuk kurumunun yalnızca şekli bir dava şartı olarak değil, uyuşmazlığın çözümüne hizmet eden bir hukuki mekanizma olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Gerçekten de tarafların arabuluculuk sürecini tamamladıkları, ancak uyuşmazlığı anlaşmayla sonuçlandıramadıkları bir durumda, sırf arabuluculuğun ilk dava tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olması nedeniyle yeni bir dava açılmasının zorunlu tutulması, somut olayın özelliklerine göre hakkın kullanılmasını gereksiz biçimde güçleştirebilir.

Hukuk Genel Kurulu, bu değerlendirmeyi mahkemeye erişim hakkıyla ilişkilendirmiştir.

Mahkemeye Erişim Hakkı ve Anayasa’nın 36. Maddesi

Kararın anayasal boyutu, en az arabuluculuk hükümlerinin yorumlanması kadar önemlidir.

Anayasa’nın 36. maddesi, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkını güvence altına almaktadır.

Mahkemeye erişim hakkı da bu anayasal güvencenin temel unsurlarından biridir.

Mahkemeye erişim hakkı, yalnızca mahkemeye dava dilekçesi sunabilmekten ibaret değildir. Kişinin uyuşmazlığını mahkeme önüne taşıyabilmesini ve iddialarının hukuki bir değerlendirmeye tabi tutulmasını da kapsar.

Hukuk Genel Kurulu, değerlendirmesinde Anayasa Mahkemesinin 29.07.2025 tarihli, 2024/48855 başvuru numaralı Ali Çetin kararına da yer vermiştir.

Söz konusu kararda mahkemeye erişim hakkının, uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve etkili biçimde karara bağlanmasının istenebilmesi bakımından taşıdığı önem açıklanmıştır.

Hukuk Genel Kurulu, bu anayasal yaklaşımı somut uyuşmazlığa uygulamıştır.

Dava başlangıçta görevsiz mahkemede açılmış olsa da, görevli mahkemeye gönderilmeden önce arabuluculuk sürecinin tamamlandığı bir durumda, davacının yeniden dava açmaya zorlanması mahkemeye erişim hakkı yönünden değerlendirilmiştir.

Kararda, aksi yöndeki kabulün mahkemeye erişim hakkıyla bağdaşmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu değerlendirme, usul kurallarının uygulanmasında temel hak ve özgürlüklerin de gözetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte karar, zorunlu arabuluculuğa ilişkin bütün süre ve başvuru koşullarının göz ardı edilebileceği anlamına gelmemektedir. Hukuk Genel Kurulunun değerlendirmesi, görevsizlik kararı sonrasında ve dosyanın görevli mahkemeye geçmesinden önce arabuluculuğun tamamlandığı somut usuli durumla ilgilidir.

Usul Ekonomisi İlkesi: Aynı Uyuşmazlık İçin Yeniden Dava Açılması Gerekli midir?

Hukuk Genel Kurulu kararında üzerinde durulan diğer önemli konu, usul ekonomisi ilkesidir.

Anayasa’nın 141. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca yargılamanın makul sürede ve gereksiz giderlere neden olunmadan yürütülmesi esastır.

Usul ekonomisi ilkesi, yargılamanın yalnızca hızlı sonuçlandırılmasını değil, gereksiz işlemlerin ve tekrarların önlenmesini de amaçlamaktadır.

Somut olayda davacı, başlangıçta görevli olduğunu düşündüğü mahkemede dava açmıştır. Daha sonra verilen görevsizlik kararı üzerine arabuluculuğa başvurmuş ve bu süreci tamamlamıştır.

Dolayısıyla uyuşmazlık bakımından arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirilmiş, tarafların anlaşma imkânı değerlendirilmiş ve süreç sona ermiştir.

Buna rağmen davanın usulden reddedilmesi hâlinde, davacı aynı uyuşmazlık için yeniden dava açmak zorunda kalacaktır.

Böyle bir uygulama, tamamlanmış arabuluculuk sürecine rağmen yeni bir yargılama sürecinin başlatılması sonucunu doğuracaktır.

Hukuk Genel Kurulu, somut olayda bu sonucu usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşır bulmamıştır.

Kararın önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Usul ekonomisi, yalnızca yargılamanın hızlandırılmasına yönelik bir temenni değil, mahkemelerin usul hükümlerini yorumlarken dikkate almaları gereken anayasal dayanağa sahip bir ilkedir.

Görevsiz Mahkemede Açılan Davada Arabuluculuk Ne Zamana Kadar Tamamlanmalıdır?

Kararın uygulama bakımından en önemli noktası, arabuluculuğun tamamlandığı tarihtir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, görevsiz mahkemede dava açıldıktan sonra gerçekleştirilen her arabuluculuk başvurusunun dava şartı eksikliğini gidereceği yönünde genel bir kural kabul etmemiştir.

Somut olayda belirleyici olan, arabuluculuk sürecinin dosya görevli mahkemenin esasına kaydedilmeden önce tamamlanmış olmasıdır.

Başka bir ifadeyle, dava görevsiz mahkemede açılmış, görevsizlik kararı verilmiş ve bu karar sonrasında arabuluculuk süreci tamamlanmıştır. Dosya ancak bundan sonra görevli iş mahkemesine gönderilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, bu özel durumda arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği sonucuna ulaşmıştır.

Burada Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesi de önem taşımaktadır.

Anılan hüküm, görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için yapılması gereken işlemleri ve süreleri düzenlemektedir.

Görevsizlik kararının kesinleşmesi sonrasında dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için öngörülen iki haftalık başvuru süresine uyulması ayrıca önemlidir.

Dolayısıyla Hukuk Genel Kurulunun kararı, HMK’nın 20. maddesinde düzenlenen sürelerin ortadan kalktığı veya bu sürelere uyulmasının gereksiz olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.

SONUÇ: YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNDAN MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKINI ÖNE ÇIKARAN KARAR

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2026 tarihli, 2025/255 Esas ve 2026/11 Karar sayılı ilamı, zorunlu arabuluculuk dava şartının uygulanmasında önemli bir değerlendirme içermektedir.

Hukuk Genel Kurulu, görevsiz mahkemede açılan davada, dosya görevli mahkemeye gönderilmeden önce arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olması hâlinde dava şartının yerine getirildiğini kabul etmiştir.

Bu nedenle ilk derece mahkemesinin direnme kararı bozulmuş ve davanın esasının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Kararın ortaya koyduğu temel yaklaşım, arabuluculuk kurumunun hak arama özgürlüğünü gereksiz biçimde sınırlayan bir uygulamaya dönüştürülmemesi gerektiğidir.

Bu yönüyle karar; iş hukuku, medeni usul hukuku, zorunlu arabuluculuk ve mahkemeye erişim hakkı bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Bu makale, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2026 tarihli, 2025/255 Esas ve 2026/11 Karar sayılı ilamı esas alınarak hazırlanmıştır. Açıklamalar genel hukuki bilgilendirme niteliğinde olup her somut uyuşmazlığın özelliklerine göre ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekir.

Av. Zafer DEMİRÇİ