PBLK Mağdurları İçin Dava Süreci ve Hukuki Başvuru Yolları

PBLK Mağdurları Dava Süreci : Kime, Hangi Mahkemede, Ne Zaman Dava Açılmalı?

💬 WhatsApp’tan İletişime Geçin

7596 sayılı Kanun Sonrasında Fon Yatırımcılarının Alacak, Tazminat ve Tam Yargı Davaları

29 Ekim 2026 | Hukuki İnceleme

17 Eylül 2026 tarihinde tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarında, özellikle satış talimatı vermelerine rağmen bedellerini tahsil edemeyen ve katılma payları PBLK (Pay Blokajı) alt hesabında izlenen yatırımcılar bakımından ciddi hukuki uyuşmazlıklar ortaya çıkmıştır.

22 Ekim 2026 tarihinde kabul edilen ve 27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, yatırımcıların tasfiye sürecindeki hukuki statülerini ve ödeme esaslarını düzenlemiştir.

Ancak bu düzenleme, yatırımcıların kesinleşmiş bir alacaklarının bulunup bulunmadığı, fon yönetiminden kaynaklanan zararlardan kimlerin sorumlu tutulabileceği ve SPK’nın denetim yükümlülüklerinin ihlal edilip edilmediği yönündeki hukuki tartışmaları tamamen ortadan kaldırmamaktadır.

Kanaatimizce PBLK uyuşmazlıklarında izlenmesi gereken yol, yatırımcıların birbirinden bağımsız ve sonuçları farklı davalara yönlendirilmesi değil; alacak ve tazminat taleplerinin mümkün olduğu ölçüde birlikte değerlendirilmesi, idarenin sorumluluğunun ise ayrı bir yargı yolunda incelenmesidir.

PBLK YATIRIMCILARINA ÖNEMLİ UYARI: ÖDEME ALIRKEN HAKLARINIZI SAKLI TUTUN!

PBLK hesaplarında bulunan yatırımcıların tasfiye kapsamında yapılacak kısmi veya nihai ödemeleri kabul ederken hak kaybına uğramamaları son derece önemlidir. Yatırımcılar, kendilerine yapılacak ödemeleri ihtirazi kayıtla kabul etmeli; bakiye alacaklarını, faiz, munzam zarar ve tazminat taleplerini, ayrıca portföy yönetim şirketleri, saklayıcı bankalar, bağımsız denetim kuruluşları ve sorumluluğu bulunan diğer kişi ve kuruluşlara karşı dava ve başvuru haklarını açıkça saklı tutmalıdır.

Özellikle ödeme sırasında imzalatılabilecek ibraname, sulhname, feragatname veya “başkaca hak ve alacağım kalmamıştır” şeklindeki belgeler dikkatle incelenmeli; kalan alacaklardan ve dava haklarından feragat anlamına gelebilecek hiçbir belge imzalanmamalıdır.

Ödeme açıklamasına veya mümkün olan yazılı başvuruya “Yapılan ödemeyi yalnızca kısmi tahsilat olarak, ihtirazi kayıtla kabul ediyorum. Bakiye alacaklarım, faiz, zarar ve tazminat taleplerim ile her türlü dava ve başvuru hakkım saklıdır. Bu ödeme herhangi bir ibra, sulh veya feragat anlamına gelmemektedir.” kaydının eklenmesi önem taşımaktadır.

Ancak ihtirazi kayıt tek başına her durumda hak kaybını önlemez; özellikle imzalanacak belgelerin içeriği ve ödemenin tabi olduğu özel kanuni düzenlemeler ayrıca değerlendirilmelidir.

1. İlk Yapılması Gereken İşlem: Satış Talimatının Hukuki Durumunun Belirlenmesi

PBLK yatırımcıları bakımından ilk araştırılması gereken husus, satış talimatının hangi tarihte verildiği ve 17 Eylül 2026 tarihli tasfiye kararından önce takas sisteminde hangi aşamaya ulaştığıdır.

Özellikle 16 Eylül 2026 tarihinde satış emri veren yatırımcıların, emir saatini, talimatın kabulünü, fon payı blokajını, işlem fiyatını, valör tarihini ve takas kayıtlarını ortaya koymaları gerekmektedir.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 79. maddesi, ilgili koşulları taşıyan takas talimat ve işlemlerinin geri alınamazlığına ilişkin güvence içermektedir. Bununla birlikte yatırımcının satış emri vermesi, tek başına kesinleşmiş bir takas alacağının doğduğunu göstermemektedir.

Nitekim SPK, 22 Ekim 2026 tarihli açıklamasında TEFAS üzerinden verilen her satış talimatının tamamlanmış bir takas işlemi anlamına gelmediğini belirtmiştir.

Buradaki hukuki tartışma, satış emrinin verilip verilmediğinden ziyade, somut işlemin SPKn m.79 kapsamında korunan bir takas talimatına dönüşüp dönüşmediğidir.

Bu nedenle yatırımcı, satış talimatını verdiği banka veya aracı kuruma yazılı başvurarak işlem kayıtlarını istemeli; uyuşmazlık hâlinde HMK m.400 ve devamı kapsamında delil tespiti dâhil uygun usul yollarını değerlendirmelidir.

2. PBLK Yatırımcısı Alacak ve Tazminat Davasını Aynı Mahkemede Açabilir mi?

Evet. Usul hukuku bakımından gerekli şartların bulunması hâlinde alacak ve tazminat talepleri aynı dava dilekçesinde ileri sürülebilir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57. maddesi ihtiyari dava arkadaşlığını, 110. maddesi ise davaların yığılmasını düzenlemektedir. Bu hükümler, birbiriyle bağlantılı taleplerin belirli koşullarda aynı yargılamada incelenmesine imkân tanımaktadır.

Bu kapsamda yatırımcı, satış işlemi nedeniyle doğduğunu ileri sürdüğü alacağını talep ederken, fonun yönetimi, saklanması veya denetlenmesindeki hukuka aykırılıklar nedeniyle uğradığı zararın tazminini de aynı davada isteyebilir.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Satış bedelinin ödenmesine ilişkin alacak talebi ile saklayıcı bankanın veya bağımsız denetçinin kusurundan doğan tazminat talebi aynı hukuki sebebe dayanmamaktadır.

Dolayısıyla bütün davalıların satış bedelinden kendiliğinden müteselsilen sorumlu olduğu ileri sürülmemelidir. Her davalıya yöneltilen talep, o davalının kanuni veya sözleşmesel yükümlülüğüyle ilişkilendirilmelidir.

Ayrıca HMK m.111’de düzenlenen terditli dava, özellikle aynı davalıya yöneltilen asli ve fer’î talepler bakımından değerlendirilmelidir. Farklı davalılara yöneltilen bütün taleplerin herhangi bir ayrım yapılmadan terditli dava şeklinde kurulması usulî sorunlara neden olabilir.

Bu nedenle önerdiğimiz yöntem, alacak ve tazminat taleplerini aynı dava dilekçesinde fakat ayrı hukuki sebepler ve ayrı sorumluluk açıklamalarıyla ileri sürmektir.

3. Hangi Mahkemede, Kimlere Karşı Dava Açılmalı?

Uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olduğu ve yatırımcının tüketici sıfatından kaynaklanan özel görev kurallarının uygulanmadığı durumlarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.

Dava, somut fonun kurucusu olan portföy yönetim şirketine, satış emrini alan banka veya aracı kuruma, fonun ilgili dönemdeki portföy saklayıcısına ve bağımsız denetim kuruluşuna karşı, her biri yönünden ayrı sorumluluk şartları açıklanarak yöneltilebilir.

Örneğin Tera Portföy Yönetimi AŞ tarafından kurulan bir fon bakımından, fon yönetiminden kaynaklanan sorumluluk iddiasının muhatabı öncelikle Tera Portföy Yönetimi AŞ (ya da bu firmaların tasfiye idaresi) olacaktır. Pusula veya Atlas Portföy tarafından kurulan fonlarda ise ilgili kurucu portföy yönetim şirketi esas alınmalıdır.

Bununla birlikte portföy yönetim şirketinin, fonun bütün ödeme yükümlülüklerinden kendi malvarlığıyla otomatik olarak sorumlu olduğu kabul edilemez. Fon malvarlığından karşılanması gereken borç ile portföy yönetim şirketinin kendi kusurundan doğan şahsi tazminat sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır.

7596 sayılı Kanun’un 5. maddesi bu noktada ayrıca önem taşımaktadır. Madde, fon malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerler nedeniyle oluşan zarar veya kayıptan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketinin sorumlu olduğunu düzenlemektedir.

Ancak aynı madde, bu zararların belirlenmesi ve sorumlulardan tahsili bakımından SPK ile TMSF’ye özel görevler vermektedir. Dolayısıyla söz konusu hüküm, her yatırımcıya kanunda düzenlenen geri kazanım tutarını doğrudan ve sınırsız biçimde şahsi alacak olarak dava etme hakkı tanıdığı şeklinde yorumlanmamalıdır.

Satış talimatını alan banka veya aracı kurum bakımından ise talimatın mevzuata ve sözleşmeye uygun şekilde iletilip iletilmediği, yatırımcıya yanlış bilgi verilip verilmediği ve kuruluşun kendisine ait bir ödeme veya işlem yükümlülüğünü ihlal edip etmediği araştırılmalıdır.

Burada davalı sayısını artırmak değil, her davalının sorumluluğunu somutlaştırmak esastır.

4. Saklayıcı Banka ve Bağımsız Denetim Şirketi Neden Davalı Gösterilebilir?

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 56. maddesi, portföy saklama kuruluşlarına yalnızca fon varlıklarını muhafaza etme görevi yüklememektedir.

Saklayıcı kuruluş; fon katılma paylarının ihraç ve itfa işlemlerinin mevzuata uygunluğunu, fon birim pay değerinin ilgili esaslara göre hesaplanmasını, fon varlıklarına ilişkin işlemleri ve belirli bedellerin uygun sürede aktarılmasını gözetmekle yükümlüdür.

Aynı madde, yükümlülüklerin ihlali nedeniyle zarara uğrayan katılma payı sahiplerinin dava açma hakkını da korumaktadır.

Bu nedenle, fon değerinin gerçeğe aykırı hesaplandığı, mevzuata aykırı portföy işlemlerinin gerçekleştirildiği veya saklayıcının denetim ve gözetim yükümlülüklerini yerine getirmediği somut delillerle ortaya konulabiliyorsa, saklayıcı bankaya karşı doğrudan tazminat davası açılması mümkündür.

Bağımsız denetim kuruluşları bakımından ise SPKn m.63 kapsamında denetimin mevzuata uygun yürütülüp yürütülmediği araştırılmalıdır. Hatalı finansal tabloların denetimden geçirilmesi, önemli usulsüzlüklerin gerekli mesleki özen gösterilmesine rağmen değil, bu özenin gösterilmemesi nedeniyle tespit edilememesi veya yanıltıcı denetim raporları düzenlenmesi hâlinde sorumluluk doğabilir.

Bununla birlikte fonun tasfiyeye girmesi tek başına saklayıcı bankanın veya denetim şirketinin kusurlu olduğunu göstermez. Tazminat için somut yükümlülük ihlali, zarar ve illiyet bağı ortaya konulmalıdır.

Özellikle saklayıcı bankanın, fonun tasfiye öncesindeki işlemlerinde hangi tarihlerde görev yaptığı belirlenmelidir.

SPK’nın 27 Ekim 2026 tarihli açıklamasına göre Tera Portföy fonlarının tasfiyesini Türkiye İş Bankası AŞ; Pusula ve Atlas Portföy fonlarının tasfiyesini ise T.C. Ziraat Bankası AŞ yürütmektedir.

Bu bankaların tasfiye görevlisi olarak atanmış olmaları, geçmiş dönemdeki fon işlemlerinden dolayı kendiliğinden tazminat sorumluluğu doğurmaz. Geçmiş dönem saklayıcısı ile mevcut tasfiye görevlisi birbirine karıştırılmamalıdır.

5. Sorumluluk Sigortası Bulunan Şirketlerin Sigortacıları da Davalı Olabilir mi?

Saklayıcı bankanın veya bağımsız denetim kuruluşunun ilgili zararı kapsayan mesleki sorumluluk sigortası bulunması hâlinde, sigorta şirketine de doğrudan başvurulması mümkündür.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1478. maddesi, zarar gören kişinin sorumluluk sigortacısından doğrudan tazminat talep etmesine imkân tanımaktadır.

Ancak bunun için sigorta poliçesinin varlığı, ilgili dönem ve faaliyet bakımından teminatın bulunması, sigortalının hukuki sorumluluğunun doğması ve zararın teminat kapsamına girmesi gerekmektedir.

Sigortacı, kural olarak poliçe teminatı ve limiti çerçevesinde sorumludur.

Dolayısıyla sigorta şirketinin davaya dâhil edilmesi, poliçe araştırması yapılmadan başvurulacak otomatik bir yöntem değil; somut teminatın tespit edilmesi üzerine kullanılabilecek bir tahsil yoludur.

6. 7596 Sayılı Kanun Alacak Davasının Önünde Engel mi?

7596 sayılı Kanun’un 3. maddesinin beşinci fıkrası, 17 Eylül 2026 tarihinde ve öncesinde TEFAS’a iletilmiş olmakla birlikte fonun temerrüdü veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen ve payları bloke edilen talimatları tasfiye rejimine dâhil etmektedir.

Bu düzenleme karşısında yalnızca satış emri verilmiş olması gerekçesiyle tasfiye dışında bağımsız bir alacak hakkının bulunduğunu savunmak güçleşmiştir.

Buna karşılık yatırımcı, kendi işleminin kanunun tanımladığı tamamlanmamış talimat kapsamında bulunmadığını veya SPKn m.79 uyarınca korunması gereken bir takas yükümlülüğünün daha önce doğduğunu somut teknik kayıtlarla ileri sürebilir.

Bu iddianın kabulü, yalnızca emir tarihine değil, işlemin takas hukukundaki niteliğine bağlıdır.

Mahkemenin 7596 sayılı Kanun’u doğrudan uygulanabilir görmesi hâlinde, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde Anayasa m.152 uyarınca somut norm denetimi yoluna başvurulması talep edilebilir.

Ancak Anayasa Mahkemesine itiraz yoluna başvurulması tarafın doğrudan kullanabileceği bir hak değildir. İtirazın ciddi görülerek Anayasa Mahkemesine taşınıp taşınmayacağına davaya bakan mahkeme karar verir.

7. SPK’ya Karşı Tam Yargı Davası: Tasfiyenin Bitmesi Beklenmeli mi?

Kanaatimizce SPK’nın somut hizmet kusurundan kaynaklanan mevcut ve belirlenebilir bir zarar söz konusuysa, tasfiyenin tamamlanması her durumda zorunlu bir dava şartı değildir.

İmar Bankası uyuşmazlıklarında da yatırımcıların zararının kesinleşmesi ve iflas sürecinin tamamlanması tartışılmıştır. Bununla birlikte geçmişte verilmiş ve sonradan bozulmuş kararlar, SPK’nın sorumluluğunu kesin olarak kabul eden güncel içtihatlar gibi sunulmamalıdır.

PBLK uyuşmazlığında SPK’ya karşı açılacak davada, fonun zarar etmiş olması veya tasfiyeye alınması tek başına yeterli değildir. SPK’nın hangi denetim görevini hangi dönemde ihlal ettiği, hangi usulsüzlüğü önleyebileceği ve bu ihlalin yatırımcının zararına nasıl neden olduğu açıklanmalıdır.

Davalı: Sermaye Piyasası Kurulu.

Görevli mahkeme: İdare Mahkemesi.

Talep: Hukuka aykırı idari işlem veya hizmet kusuru nedeniyle meydana gelen zararın tazmini.

İdari eylemden kaynaklanan zararlar bakımından İYUK m.13 gereğince, eylemin ve zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulması gerekir.

Başvurunun reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde, somut olayda uygulanacak süre hesabına göre kural olarak altmış gün içinde tam yargı davası açılmalıdır.

Zararın doğrudan bir idari işlemden kaynaklandığı hâllerde ise İYUK m.12 uygulanır. Bu nedenle SPK’nın tasfiye kararına, fon pay sahipliğinin belirlenmesine veya ödeme esaslarına ilişkin bireysel ve düzenleyici işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, hizmet kusuru iddiasından ayrı değerlendirilmelidir.

Önemli olan, tasfiyenin bitip bitmemesi değil; zararın ve idarenin sorumluluğunun dava tarihinde yeterli açıklıkla ortaya konulup konulamadığıdır.

8. Dava Açma Süreleri ve Arabuluculuk

PBLK uyuşmazlıklarında bütün davalar için geçerli tek bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır.

Asliye Ticaret Mahkemesinde açılacak alacak davasında zamanaşımı, alacağın sözleşmesel veya kanuni niteliğine göre belirlenir. Genel sözleşmesel alacaklarda TBK m.146 kapsamında on yıllık zamanaşımı gündeme gelebilmekle birlikte, özel düzenlemeler ve daha kısa süreler ayrıca incelenmelidir.

Saklayıcı banka ve bağımsız denetçinin haksız fiil sorumluluğuna dayanan taleplerde TBK m.72 kapsamında, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıllık, her hâlde fiil tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi önem taşır. Fiilin cezayı gerektirmesi hâlinde daha uzun ceza zamanaşımının uygulanması da gündeme gelebilir.

Ticari nitelikteki para alacağı ve tazminat davalarında TTK m.5/A uyarınca, kanuni istisnalar saklı kalmak kaydıyla, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur.

Buna karşılık SPK’ya karşı idari yargıda açılacak tam yargı davası bakımından ticari dava arabuluculuğu uygulanmaz.

Tasfiye sürecinin devam etmesi, zamanaşımı ve idari dava açma sürelerini kendiliğinden durdurmaz.

9. Somut Örnek: 16 Eylül’de Satış Emri Veren ve Parasını Alamayan Yatırımcı Ne Yapmalı?

16 Eylül 2026 tarihinde yatırım fonu satış talimatı veren, ancak tasfiye kararı sonrasında bedeli hesabına geçmeyen bir yatırımcı düşünelim.

Bu yatırımcı öncelikle satış emrini verdiği banka veya aracı kurumdan talimatın zaman damgasını, işlem durumunu, valör bilgisini ve ilgili TEFAS kayıtlarını istemelidir. MKK nezdindeki PBLK hareketleri ve fon katılma payı kayıtları da incelenmeli ve bir örneğini talep etmelidir.

Bu belgeler, yatırımcının tasfiye kapsamında fon pay sahibi olarak mı değerlendirilmesi gerektiğini, yoksa tamamlanmış veya hukuken korunması gereken bir takas işleminden kaynaklanan bağımsız alacak iddiasının bulunup bulunmadığını belirleyecektir.

Yatırımcı ayrıca tasfiye ile görevli kuruluşa yazılı başvurarak hak sahipliği kaydının, hesaplanan net yatırım tutarının ve ödeme durumunun bildirilmesini istemelidir.

Takas kayıtları bağımsız bir alacak talebini destekliyorsa, görevli mahkemede alacak davası açılması değerlendirilebilir.

Aynı yatırımcının fonunda, saklayıcı bankanın gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiğini veya bağımsız denetim kuruluşunun kusurlu denetimi nedeniyle zararın meydana geldiğini gösteren deliller bulunuyorsa, bu kuruluşlara karşı tazminat talepleri de usul şartları sağlanmak kaydıyla aynı davada ileri sürülebilir.

Ancak saklayıcı bankanın veya denetçinin kusurunu gösteren hiçbir somut veri bulunmuyorsa, yalnızca ekonomik güçleri nedeniyle bu kuruluşların davalı gösterilmesi doğru değildir.

SPK’nın denetim faaliyetinden kaynaklanan ayrı bir hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülüyorsa, bu talep Asliye Ticaret Mahkemesindeki davaya eklenmez; idari yargıda ayrı bir tam yargı davasına konu edilir.

10. Alacak ve Tazminat Davaları Reddedilirse Anayasa Mahkemesi ve AİHM’ye Başvurulabilir mi?

PBLK yatırımcılarının Asliye Ticaret Mahkemesinde açacakları alacak veya tazminat davalarının ya da SPK’ya karşı İdare Mahkemesinde açacakları tam yargı davalarının reddedilmesi, hukuki mücadelenin mutlaka sona erdiği anlamına gelmemektedir. İstinaf ve şartları varsa temyiz yollarının tüketilmesiyle kararın kesinleşmesinin ardından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması mümkündür.

Anayasa Mahkemesine başvuru süresi tebliğden itibaren değil öğrenmeden itibaren 30 gündür. Bu süre, olağan başvuru yollarının tüketildiği nihai kararın öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanır. Dolayısıyla kesinleşmiş kararın öğrenilmesinden sonra başvuru süresinin geçirilmemesi büyük önem taşımaktadır.

PBLK uyuşmazlıklarında bireysel başvurunun temel dayanağı, Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı olacaktır. Yatırımcının hukuken korunması gereken bir alacağının bulunmasına rağmen bu alacağın 7596 sayılı Kanun veya yargısal yorumlar nedeniyle karşılıksız bırakıldığı ileri sürülebilir. Somut olayın özelliklerine göre Anayasa’nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı ve 40. maddesindeki etkili başvuru güvenceleri kapsamında da ihlal iddiaları gündeme gelebilir.

Ancak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin yerine geçerek alacak davasını yeniden inceleyen bir temyiz mercii değildir. Başvuruda yalnızca kararın hatalı olduğu değil, hangi temel hakkın, hangi kamu gücü işlemi veya yargı kararı nedeniyle ihlal edildiği somut olarak açıklanmalıdır. Ayrıca 7596 sayılı Kanun’a karşı doğrudan bireysel başvuru yapılamaz; kanunun somut uyuşmazlıkta uygulanmasının yol açtığı hak ihlali ileri sürülebilir.

Anayasa Mahkemesinden de sonuç alınamaması hâlinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yolu değerlendirilebilir. AİHM bakımından özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile Sözleşme’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkı önem taşımaktadır.

AİHM’ye başvuru süresi kural olarak 4 aydır. Bu süre, tüketilmesi gereken son etkili iç hukuk yoluna ilişkin nihai kararın öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanır. Olağan koşullarda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu da tüketilmelidir.

Sonuç olarak PBLK yatırımcıları bakımından hukuki süreç; Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak ve tazminat davası veya İdare Mahkemesinde tam yargı davası, olağan kanun yolları, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve şartları varsa AİHM başvurusu şeklinde ilerleyebilir.

Bununla birlikte davanın reddedilmiş olması tek başına temel hak ihlali oluşturmaz. Her iki yüksek mahkeme bakımından da başvurunun kabul edilebilirlik şartları ve somut hak ihlali iddiaları ayrıca değerlendirilmelidir.

11. Sonuç: PBLK Mağdurları İçin Önerdiğimiz Dava Stratejisi

PBLK uyuşmazlıklarında bütün yatırımcılara aynı dava dilekçesinin uygulanması isabetli değildir. Bununla birlikte hukuki süreçleri gereksiz biçimde çoğaltmak da yatırımcı açısından zaman ve maliyet kaybına neden olabilir.

Kanaatimizce öncelikli yöntem, satış talimatı ve takas kayıtları incelendikten sonra, bağımsız alacak iddiası ile somut kusura dayanan tazminat taleplerinin mümkün olduğu ölçüde tek bir adli yargı davasında ileri sürülmesidir.

Bu davada fonun kurucusu olan portföy yönetim şirketinin sorumluluğu, satış emrini alan banka veya aracı kurumun yükümlülükleri, saklayıcı bankanın gözetim görevi ve bağımsız denetçinin kusuru ayrı ayrı açıklanmalıdır. İlgili teminatın varlığı hâlinde sorumluluk sigortacısına da talep yöneltilebilir.

Bununla birlikte 7596 sayılı Kanun’un kurduğu özel tasfiye ve geri kazanım mekanizması göz ardı edilmemelidir. Fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına ilişkin özel SPK–TMSF yetkileri ile yatırımcının kendi adına ileri sürebileceği özel hukuk talepleri birbirinden ayrılmalıdır.

SPK’nın somut denetim kusuruna dayanan tazminat talepleri ise idari yargıda ayrıca değerlendirilmelidir. Bu davalar bakımından tasfiyenin tamamlanmasını beklemek her zaman gerekli olmadığı gibi, beklemek idari başvuru ve dava sürelerinin kaçırılmasına da yol açabilir.

Sonuç olarak PBLK yatırımcılarının hukuki mücadelesi yalnızca tasfiye sonunda ne kadar ödeme yapılacağına indirgenmemelidir. Kesinleşmiş alacakların korunması, fon yönetimindeki hukuka aykırılıklardan doğan zararların tazmini ve idarenin somut hizmet kusurunun araştırılması birbirini tamamlayan hukuki yollardır.

Bununla birlikte her bir talebin başarı şansı, yatırımcının işlem kayıtlarına ve sorumluluğu ileri sürülen kuruluşların somut davranışlarına bağlıdır.

HUKUKİ UYARI: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki danışmanlık niteliğinde değildir. Her yatırımcının hukuki durumu ve başvuru süreleri farklılık gösterebilir. Hak kaybı yaşanmaması için somut olayın uzman bir avukat tarafından değerlendirilmesi önerilir.

💬 WhatsApp’tan İletişime Geçin

ZFR Hukuk ve Danışmanlık


Kaynakça ve İlgili Mevzuat

1. 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun

22.10.2026 kabul tarihli, 27.10.2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kanun. Link tıkla

TBMM kanun bilgileri:

2. Sermaye Piyasası Kurulu – 22 Ekim 2026 Tarihli Takas Kesinliği ve PBLK Açıklaması Link tıkla

3. Sermaye Piyasası Kurulu – 27 Ekim 2026 Tarihli Tasfiye ve Ödeme Esasları Açıklaması

27.10.2026 tarihli, 76/1903 sayılı Kurul kararı hakkında açıklama. Link tıkla

4. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu

Özellikle m.56 (Portföy Saklama Hizmeti), m.63 (Bağımsız Denetim) ve m.79 (Takas Kesinliği).

BDDK resmî mevzuat arşivi: Link tıkla

5. Sermaye Piyasası Kurulu – Portföy Saklama Kuruluşlarının Görevleri Link tıkla

6. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Özellikle m.57, m.110, m.111 ve m.400 ve devamı. Link tıkla

7. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

Özellikle m.5/A, m.554 ve m.1478. Link tıkla

8. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

Özellikle m.72 ve m.146. Link tıkla

9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu

Özellikle m.7, m.12 ve m.13. Link tıkla


Bu makale, 29 Ekim 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan düzenlemeler ve kamuya açıklanan bilgiler çerçevesinde hazırlanmış genel hukuki değerlendirmedir. Her yatırımcının fonu, işlem kayıtları, sözleşmeleri, zarar durumu ve başvuru süreleri ayrı değerlendirilmelidir.