Adli tıp raporları arasında çelişki ve Adli Tıp Üst Kurulu muayenesine ilişkin Yargıtay kararları

Adli Tıp Raporları Arasında Çelişki Varsa Ne Olur? Yargıtay’dan Akıl Hastalığı, Ceza Ehliyeti ve Fiil Ehliyetine İlişkin 4 Emsal Karar

Adli tıp raporları arasında çelişki bulunması, ceza ve hukuk yargılamalarında mahkemenin vereceği kararı doğrudan etkileyebilen önemli bir hukuki sorundur. Özellikle kişinin akıl hastalığı, ceza sorumluluğu veya hukuki işlem yapma ehliyeti hakkında farklı sağlık kuruluşlarınca düzenlenen raporların birbiriyle uyuşmaması hâlinde, mahkemenin hangi raporu esas alacağı ve çelişkinin nasıl giderileceği önem kazanmaktadır.

Yargıtay, akıl hastalığına ilişkin tıbbi değerlendirmeler arasında giderilmemiş çelişkiler bulunmasına rağmen hüküm kurulmasını, somut olayın özelliklerine göre eksik inceleme olarak değerlendirmektedir. Özellikle Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulları ile ruh sağlığı hastaneleri tarafından düzenlenen raporlar arasında farklılık bulunması, kişinin bizzat muayene edilmesini ve gerekli görülen uzmanlık incelemelerinin yapılmasını gündeme getirmektedir.

Bu makalede, Adli Tıp Üst Kurulu muayenesi, çelişkili adli tıp raporlarının hukuki değeri, akıl hastalığı nedeniyle ceza ehliyeti, demans hastalarında fiil ehliyeti ve bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi konularında Yargıtay tarafından verilmiş dört emsal karar incelenmektedir.

Kararların üçü ceza yargılamasına, biri ise özel hukuk kapsamında hukuki işlem ehliyetine ilişkindir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü kişinin ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile sözleşme, vekâletname veya temlikname düzenleyebilecek fiil ehliyetine sahip olup olmadığı farklı hukuki ölçütlere göre değerlendirilir.

Bununla birlikte dört kararın ortak noktası, kişinin ruhsal veya bilişsel durumuna ilişkin belirleyici tıbbi çelişkiler giderilmeden hüküm kurulamayacağı yönündeki yaklaşımdır.


1. Yargıtay: Adli Tıp Raporları Çelişkiliyse Sanık Üst Kurula Gönderilmeli ve Muayene Edilmelidir

Karar Künyesi

Mahkeme: Yargıtay 1. Ceza Dairesi
Esas No: 2019/XXX
Karar No: 2019/XXX
Karar Tarihi: 30.09.2019
Suç: Kasten öldürme
İlgili Kanun: Türk Ceza Kanunu m. 32
Karar Sonucu: Eksik inceleme nedeniyle mahkûmiyet hükmünün bozulması.

Uyuşmazlığın Konusu

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin önüne gelen uyuşmazlık, kasten öldürme suçundan yargılanan sanığın akıl hastalığı bulunup bulunmadığı ve bu durumun ceza sorumluluğunu etkileyip etkilemediği konusundadır.

İlk derece mahkemesi, sanığın kasten öldürme suçunu işlediğini kabul ederek Türk Ceza Kanunu’nun 81/1. maddesi kapsamında müebbet hapis cezasına hükmetmiştir.

Ancak yargılama sırasında sanığın ruhsal durumuna ilişkin farklı sağlık kuruluşlarından alınan raporların birbirleriyle çeliştiği anlaşılmıştır.

Dosyada, bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesinden alınan 22.01.2014 tarihli rapor ile başka bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesinin ve Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun değerlendirmeleri arasında farklılıklar bulunmaktadır.

Bu nedenle sanığın suç tarihinde akıl hastası olup olmadığı ve cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı konusunda giderilmesi gereken bir tıbbi uyuşmazlık ortaya çıkmıştır.

Yargıtayın Değerlendirmesi

Yargıtay, sanığın kasten öldürme suçunu işlediğine ilişkin mahkemenin kabulünü, bozma nedeni dışında isabetsiz bulmamıştır.

Bununla birlikte sanığın akıl hastalığına ilişkin raporlar arasında çelişki bulunmasını önemli bir eksiklik olarak değerlendirmiştir.

Yargıtay kararında şu ifadeye yer verilmiştir:

“Sanığın, Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek, muayenesi yapıldıktan sonra, Adli Tıp Üst Kurulundan rapor aldırılması…”

Kararda, sanığın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek muayenesinin yapılması, ardından düzenlenecek rapor doğrultusunda hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay, mevcut raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulmasını eksik inceleme olarak değerlendirmiş ve mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.  

Kararın Hukuki Önemi

Bu karar, Adli Tıp Üst Kurulunun sanığı muayene etmesi gerekliliği bakımından önem taşımaktadır.

Yargıtay, somut olayda yalnızca mevcut raporların dosya üzerinden değerlendirilmesini yeterli görmemiş; sanığın Üst Kurula gönderilerek muayenesinin yapılmasını gerekli kabul etmiştir.

Kararın temelinde, ceza sorumluluğunu doğrudan etkileyen akıl hastalığı konusunda tıbbi çelişki bulunmasına rağmen mahkûmiyet hükmü kurulmuş olması yer almaktadır.

Akıl hastalığına ilişkin raporlar arasındaki farklılıklar, sanığın suç tarihindeki algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin değerlendirilmesini etkileyebilir.

Bu nedenle mahkeme, sanığın ceza sorumluluğunu belirlemeden önce gerekli tıbbi incelemeleri tamamlamalıdır.

Karar, çelişkili adli tıp raporlarıyla mahkûmiyet hükmü kurulmasının eksik inceleme nedeniyle bozma sebebi oluşturabileceğini göstermektedir.


2. Yargıtay: Ruh Sağlığı Hastanesi ile Adli Tıp Kurumu Raporları Çelişirse Üst Kurul Muayenesi Yapılmalıdır

Karar Künyesi

Mahkeme: Yargıtay 1. Ceza Dairesi
Esas No: 2018/XXX
Karar No: 2019/XXX
Karar Tarihi: 11.02.2019
Suç: Kasten öldürme
İlgili Kanun: Türk Ceza Kanunu m. 32
Karar Sonucu: Raporlar arasındaki çelişki giderilmediğinden hükmün bozulması.

Olayın Gelişimi

Kasten öldürme suçundan yargılanan sanık hakkında ilk derece mahkemesince 15 yıl hapis cezasına hükmedilmiştir.

Dosyanın istinaf incelemesinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.

Yargılama sırasında sanığın akıl hastalığı bulunup bulunmadığına ilişkin birden fazla sağlık kuruluşundan rapor alınmıştır.

Bu kapsamda Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi, Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi ve Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporlar arasında çelişkiler bulunduğu belirlenmiştir.

Bu farklılıklar, sanığın suç tarihindeki akıl sağlığı ve ceza sorumluluğunun belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Yargıtayın Hukuki Değerlendirmesi

Yargıtay, sanığın akıl hastalığına ilişkin raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesini zorunlu görmüştür.

Kararda şu değerlendirmeye yer verilmiştir:

“Sanığın, Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek, muayenesi yapıldıktan sonra, Adli Tıp Üst Kurulundan rapor aldırılması…”

Yargıtaya göre mevcut raporların birbirleriyle çelişmesi hâlinde, sanığın Üst Kurula sevk edilmesi ve muayene sonrasında düzenlenecek rapor doğrultusunda hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

Buna rağmen ilk derece mahkemesinin raporlar arasındaki çelişkileri gidermeden hüküm kurması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Yargıtay, sanık müdafiinin temyiz itirazlarını bu yönden kabul ederek hükmün bozulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.  

Kararın Hukuki Önemi

Bu karar, ruh sağlığı hastanesi raporu ile Adli Tıp Kurumu raporunun çelişmesi hâlinde izlenmesi gereken yargısal inceleme yöntemi bakımından önemlidir.

Mahkemenin farklı sağlık kuruluşlarından alınan raporlar arasındaki uyuşmazlığı görmezden gelmesi veya çelişkinin nedenlerini araştırmadan hüküm kurması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını engelleyebilir.

Özellikle sanığın akıl hastalığı nedeniyle ceza sorumluluğunun bulunmadığı veya azaldığı iddialarında, tıbbi değerlendirmelerin yeterli açıklıkta olması gerekir.

Yargıtayın yaklaşımı, ceza sorumluluğu hakkında belirleyici olan raporların birbiriyle uyuşmaması durumunda, mahkemenin bu çelişkiyi gidermeden karar vermemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kararda ayrıca Üst Kurul incelemesinin sanığın muayenesinden sonra yapılması gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Dolayısıyla somut olayda Adli Tıp Üst Kurulu raporunun kişinin muayenesi yapılarak alınması, eksik incelemenin giderilmesi için gerekli görülmüştür.


3. Yargıtay: Demans ve Parkinson Hastasının Fiil Ehliyeti Çelişkili Raporlarla Belirlenemez

Karar Künyesi

Mahkeme: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi
Esas No: 2018/XXX
Karar No: 2019/XXX
Karar Tarihi: 23.01.2019
Dava Konusu: Fiil ehliyeti bulunmadığı iddiasıyla temliknamenin iptali
İlgili Kanun: Türk Medeni Kanunu’nun fiil ehliyeti ve ayırt etme gücüne ilişkin hükümleri
Karar Sonucu: Üniversitelerin ilgili anabilim dallarından uzman bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesiyle ret kararının bozulması.

Uyuşmazlığın Konusu

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin incelediği uyuşmazlık, demans ve Parkinson hastalıkları nedeniyle hukuki işlem yapma ehliyetinin bulunmadığı ileri sürülen bir kişinin düzenlediği vekâletname ve temliknameye ilişkindir.

Davacı, vasisi olduğu babasının uzun yıllardır demans ve Parkinson hastalıkları nedeniyle tedavi gördüğünü, geçmişte vesayet altına alındığını ve daha sonra vesayet kararının kaldırıldığını ileri sürmüştür.

Davacıya göre babası, vesayet kararının kaldırılmasından sonra da hukuki işlem yapabilecek durumda değildir.

Buna rağmen davalıların kişinin sağlık durumundan yararlanarak kendisinden vekâletname aldıkları, bu vekâletname aracılığıyla malvarlığına ilişkin işlemler gerçekleştirdikleri iddia edilmiştir.

Davacı, özellikle 16.09.2010 tarihli temliknamenin düzenlendiği sırada babasının fiil ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek işlemin iptalini talep etmiştir.

Davalılar ise kişinin temlikname düzenlendiği tarihte fiil ehliyetine sahip olduğunu savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı

İlk derece mahkemesi, Adli Tıp Kurumundan alınan raporu esas almıştır.

Bu raporda, işlem öncesinde hastanelerden alınan ve kişinin fiil ehliyetinin bulunduğunu belirten sağlık raporları da değerlendirilerek 16.09.2010 tarihinde hukuki işlem ehliyetinin mevcut olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

Mahkeme, bu değerlendirme doğrultusunda davanın reddine karar vermiştir.

Ancak dosyada, aynı kişiyle ilgili başka davalarda alınan sağlık raporlarının farklı sonuçlar içerdiği anlaşılmıştır.

Özellikle benzer dosyalarda kişinin belirli tarihlerde fiil ehliyetine sahip olmadığı yönünde raporlar bulunduğu görülmüştür.

Bu nedenle kişinin hukuki işlem yaptığı tarihte ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı konusunda tıbbi değerlendirmeler arasında çelişki ortaya çıkmıştır.

Yargıtayın Değerlendirmesi

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, aynı kişi hakkında farklı dosyalarda alınan raporlar arasındaki çelişkilerin titizlikle incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kararda şu ifadeye yer verilmiştir:

“Üniversitelerin ilgili ana bilim dallarında çalışan konusunda uzman bilirkişilerden […] bir bilirkişi raporu alınarak…”

Yargıtaya göre kişinin vekâlet verdiği ve temlikname düzenlediği tarihlerde fiil ehliyetine sahip olup olmadığı, davacının itirazlarını da karşılayacak şekilde uzman bilirkişiler tarafından değerlendirilmelidir.

Bu kapsamda üniversitelerin ilgili anabilim dallarında görev yapan uzmanlardan, Yargıtay, mahkeme ve tarafların denetimine elverişli bir rapor alınması gerektiği belirtilmiştir.

Mevcut raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden davanın reddedilmesi eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay, ilk derece mahkemesinin ret kararını davacı yararına bozmuştur.  

Demans Hastalarında Fiil Ehliyeti Nasıl Belirlenir?

Bu karar, demans hastasının fiil ehliyeti ve sağlık raporları arasında çelişki bulunması bakımından önemli bir örnektir.

Türk Medeni Kanunu’nun 13. maddesinde ayırt etme gücü, kişinin akla uygun biçimde davranma yeteneği çerçevesinde düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 15. maddesinde ise kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı belirtilmiştir.

Bununla birlikte demans veya Parkinson tanısının bulunması, kişinin bütün tarihlerde ve bütün hukuki işlemler bakımından ayırt etme gücünden yoksun olduğu anlamına gelmez.

Belirleyici olan, kişinin uyuşmazlık konusu hukuki işlemi gerçekleştirdiği tarihte ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır.

Bu nedenle geçmiş hastane kayıtları, nörolojik ve psikiyatrik değerlendirmeler, kullanılan ilaçlar, hastalığın seyri ve işlem tarihine yakın sağlık belgeleri önem taşımaktadır.

Somut olayda Yargıtay, aynı kişi hakkında düzenlenen farklı raporların çelişmesini dikkate almış ve üniversitelerin ilgili anabilim dallarında görev yapan uzmanlardan yeni bir bilirkişi raporu alınmasını gerekli görmüştür.

Adli Tıp Raporu ile Üniversite Hastanesi Raporu Çelişirse Ne Olur?

Kararın dikkat çekici yönlerinden biri, Yargıtayın çelişkinin giderilmesi için üniversitelerin ilgili anabilim dallarında çalışan uzman bilirkişilerden rapor alınmasını istemesidir.

Bu değerlendirme, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış olmasının her durumda uyuşmazlığın kesin biçimde çözüldüğü anlamına gelmediğini göstermektedir.

Özellikle aynı kişi hakkında farklı tarihlerde veya farklı dosyalarda düzenlenen raporlar arasında önemli uyuşmazlıklar bulunuyorsa, mahkemenin bu farklılıkları değerlendirmesi gerekir.

Ancak karar, her Adli Tıp Kurumu raporuna karşı mutlaka üniversite hastanesinden rapor alınması gerektiği şeklinde yorumlanmamalıdır.

Yargıtayın somut olayda gerekli gördüğü husus, kişinin işlem tarihindeki fiil ehliyeti hakkında mevcut çelişkileri giderecek, gerekçeli ve denetlenebilir bir uzman raporu alınmasıdır.

Kararın Hukuki Önemi

Bu karar özellikle demans hastasının yaptığı taşınmaz devri, vekâletnamenin geçerliliği, temliknamenin iptali ve fiil ehliyeti bulunmadığı iddiasıyla açılan davalar bakımından önem taşımaktadır.

Kişinin hukuki işlem yaptığı tarihte ayırt etme gücünün bulunmadığı ileri sürülüyorsa, bu iddianın tıbbi ve hukuki yönden değerlendirilmesi gerekir.

Yargıtayın bozma kararı, kişinin fiil ehliyeti konusunda belirleyici nitelikteki çelişkiler giderilmeden, yalnızca mevcut raporlardan biri esas alınarak davanın reddedilmesini hukuka uygun bulmamıştır.


4. Yargıtay: Psikiyatrik Tedavi Gören Sanığın Ceza Ehliyeti Gözlem Altında İncelenmelidir

Karar Künyesi

Mahkeme: Yargıtay 1. Ceza Dairesi
Esas No: 2014/XXX
Karar No: 2014/XXX
Karar Tarihi: 10.12.2014
Suç: Kasten öldürmeye teşebbüs
İlgili Kanun: Türk Ceza Kanunu m. 32
Karar Sonucu: Sanığın akıl sağlığı ve ceza sorumluluğu yeterince araştırılmadığından hükmün bozulması.

Uyuşmazlığın Konusu

Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada sanık, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmıştır.

Sanık, Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesinde ve Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda psikolojik sorunlarının bulunduğunu, ilaç kullandığını ve farklı sağlık kuruluşlarında psikiyatrik tedavi gördüğünü belirtmiştir.

Sanığın beyanlarına göre Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile Yakutiye Araştırma Hastanesinde tedavi süreci bulunmaktadır.

Buna rağmen mahkeme, sanığın akıl sağlığına ilişkin değerlendirmede Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından ayakta yapılan muayene sonucunda düzenlenen raporu esas almıştır.

Sanığın daha önceki psikiyatrik tedavileri ve suç tarihindeki ceza sorumluluğu konusunda yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulması, temyiz incelemesinin temel konularından biri olmuştur.

Yargıtayın Değerlendirmesi

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sanığın psikolojik rahatsızlıkları ve tedavi geçmişi hakkındaki beyanlarının araştırılması gerektiğini belirtmiştir.

Karara göre öncelikle sanığın tedavi gördüğü sağlık kuruluşlarından ilgili belgeler getirtilmelidir.

Ardından sanık, dava dosyasıyla birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk edilmeli ve Gözlem İhtisas Dairesinde gözlem altına alınmalıdır.

Yargıtay, sanığın suç tarihinde ve inceleme sırasında akıl sağlığının nasıl olduğunun ve ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığının Türk Ceza Kanunu’nun 32. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bu amaçla Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiği belirtilmiştir.

Kararda ayrıca şu değerlendirmeye yer verilmiştir:

“Sanığın Adli Tıp Genel Kurulu’na gönderilerek, muayenesi yapıldıktan sonra […] rapor aldırılması…”

Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.

Yargıtay, sanığın her durumda doğrudan Genel Kurula gönderilmesini istememiştir. Öncelikle Gözlem İhtisas Dairesi ve 4. İhtisas Kurulu incelemelerinin yapılmasını, bu raporlar arasında çelişki ortaya çıkması hâlinde Genel Kurul incelemesine başvurulmasını gerekli görmüştür.

Mahkemenin, sanığı gözlem altına almadan yalnızca ayakta yapılan muayene sonucunda düzenlenen rapora dayanarak hüküm kurması eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay, bu gerekçelerle hükmün bozulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.  

Kararın Hukuki Önemi

Bu karar, psikiyatrik tedavi gören sanığın ceza ehliyetinin belirlenmesi ve Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesinde inceleme yapılması bakımından önemlidir.

Sanığın geçmişte psikiyatrik tedavi görmesi veya ilaç kullanması, tek başına ceza sorumluluğunun bulunmadığını göstermez.

Ancak bu yöndeki ciddi iddiaların ve tıbbi kayıtların araştırılması gerekir.

Özellikle suç tarihindeki akıl sağlığı hakkında tereddüt bulunuyorsa, kişinin psikiyatrik geçmişi ve mevcut durumu birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay, somut olayda ayakta yapılan muayeneyi yeterli görmemiş; tedavi kayıtlarının getirtilmesini, gözlem yapılmasını ve uzman kurul değerlendirmesi alınmasını gerekli kabul etmiştir.

Kararın diğer önemli yönü, raporlar arasında çelişki çıkması hâlinde sanığın Genel Kurula gönderilerek muayene edilmesinin öngörülmesidir.

Dolayısıyla karar, akıl hastalığı iddiasının araştırılmasında gözlem ve muayenenin önemi bakımından yol göstericidir.


Adli Tıp Raporları Arasında Çelişki Bulunması Neden Önemlidir?

Adli tıp raporları, mahkemelerin teknik ve bilimsel bilgi gerektiren konularda başvurduğu önemli deliller arasındadır.

Ancak bilirkişi raporları, mahkemenin hukuki değerlendirme yapma yetkisini ortadan kaldırmaz.

Mahkeme, bilirkişi raporlarını diğer delillerle birlikte değerlendirmeli ve hükme esas aldığı tıbbi görüşün uyuşmazlığı aydınlatmaya yeterli olup olmadığını incelemelidir.

Özellikle kişinin akıl sağlığına ilişkin raporlar arasında çelişki bulunması, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Ceza yargılamasında sanığın akıl hastalığı nedeniyle ceza sorumluluğunun bulunmaması veya azalması ihtimali söz konusu olabilir.

Hukuk yargılamasında ise kişinin ayırt etme gücünden yoksun olması, gerçekleştirdiği hukuki işlemlerin geçerliliğini etkileyebilir.

Bu nedenle çelişkili adli tıp raporlarının giderilmesi, yalnızca teknik bir inceleme meselesi değil, adil ve hukuka uygun karar verilmesinin de önemli unsurlarından biridir.

İncelenen dört Yargıtay kararında, tıbbi değerlendirmelerdeki eksikliklerin veya çelişkilerin giderilmemesi bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.

Adli Tıp Üst Kurulu Raporu Alınmadan Karar Verilebilir mi?

Adli Tıp Üst Kurulu raporu alınmasının gerekip gerekmediği, uyuşmazlığın niteliğine ve mevcut tıbbi delillere göre değerlendirilmelidir.

Her ceza veya hukuk davasında mutlaka Üst Kurul raporu alınması gerektiği söylenemez.

Ancak kişinin akıl hastalığına ilişkin mevcut raporlar arasında önemli çelişkiler bulunması ve bu çelişkilerin yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikte olması hâlinde, mahkemenin gerekli incelemeleri tamamlaması gerekir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2019 tarihli iki kararında, farklı sağlık kuruluşları ile Adli Tıp Kurumu ihtisas birimlerinin raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi için sanığın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek muayene edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte Üst Kurula başvurulmasının gerekliliği, somut olayda mevcut raporların niteliği ve uygulanacak mevzuat çerçevesinde belirlenmelidir.

Adli Tıp Üst Kurulu Kişiyi Muayene Etmek Zorunda mı?

İncelenen Yargıtay kararlarının en dikkat çekici yönlerinden biri, Üst Kurul incelemesiyle birlikte kişinin muayene edilmesi gerektiğinin özellikle belirtilmesidir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 30.09.2019 ve 11.02.2019 tarihli kararlarında, sanığın Üst Kurula gönderilerek muayenesinin yapılması ve ardından rapor alınması gerektiği ifade edilmiştir.

10.12.2014 tarihli kararda ise Gözlem İhtisas Dairesi ile 4. İhtisas Kurulu raporları arasında çelişki ortaya çıkması hâlinde sanığın Genel Kurula gönderilerek muayenesinin yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Bu kararlar, ilgili somut olaylarda yalnızca dosya üzerinden yapılan değerlendirmenin yeterli görülmediğini ortaya koymaktadır.

Ancak bu içtihatlardan hareketle her uyuşmazlıkta ve her koşulda Üst Kurulun kişiyi bizzat muayene etmek zorunda olduğu şeklinde genel bir sonuç çıkarılması doğru değildir.

Muayene gerekliliği, tıbbi uyuşmazlığın niteliğine, kişinin durumuna ve uygulanacak mevzuata göre değerlendirilmelidir.

Özellikle akıl hastalığının güncel belirtilerinin değerlendirilmesi gereken durumlarda, kişinin muayenesinin yapılması uyuşmazlığın aydınlatılmasına katkı sağlayabilir.

Adli Tıp Raporu ile Hastane Raporu Çelişirse Hangisi Geçerlidir?

Adli Tıp Kurumundan alınan rapor ile başka bir hastaneden alınan raporun farklı sonuçlar içermesi, mahkemenin raporlardan birini gerekçesiz biçimde tercih edebileceği anlamına gelmez.

Raporların hangi tıbbi verilere dayandığı, hangi tarihe ilişkin değerlendirme yaptığı ve hangi yöntemlerle hazırlandığı önem taşır.

Örneğin bir hastane raporu kişinin belirli bir tarihteki ruhsal durumunu değerlendirirken başka bir rapor daha sonraki bir tarihte yapılan muayeneye dayanabilir.

Bu nedenle raporlar arasındaki farklılığın gerçek bir çelişki oluşturup oluşturmadığı öncelikle belirlenmelidir.

Gerçek ve sonuca etkili bir çelişki bulunması hâlinde mahkemenin ek rapor, yeni bilirkişi incelemesi veya ilgili uzman kurul değerlendirmesi yoluyla uyuşmazlığı aydınlatması gerekebilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.01.2019 tarihli kararında da aynı kişinin fiil ehliyetine ilişkin farklı dosyalarda düzenlenen raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi için üniversitelerin ilgili anabilim dallarından uzman bilirkişi raporu alınması gerektiği belirtilmiştir.

Bu yaklaşım, tıbbi raporların değerlendirilmesinde yalnızca raporu düzenleyen kurumun adına değil, raporun içeriğine, gerekçesine ve somut uyuşmazlığı açıklama gücüne de önem verilmesi gerektiğini göstermektedir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Ceza Ehliyeti Nasıl Belirlenir?

Türk Ceza Kanunu’nun 32. maddesi, akıl hastalığının ceza sorumluluğuna etkisini düzenlemektedir.

Bu değerlendirmede yalnızca kişinin psikiyatrik tanısı değil, suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği önem taşır.

Dolayısıyla kişinin geçmişte psikiyatrik tedavi görmüş olması, ilaç kullanması veya ruh sağlığı hastanesinde yatmış bulunması, tek başına ceza sorumluluğunun bulunmadığı sonucunu doğurmaz.

Buna karşılık ciddi akıl hastalığı iddiaları ve bunları destekleyen tıbbi belgeler mevcutsa, mahkemenin bu iddiaları araştırması gerekir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10.12.2014 tarihli kararında, sanığın psikiyatrik tedavi geçmişi ve kullandığı ilaçlar dikkate alınarak tedavi kayıtlarının getirtilmesi, gözlem altında tutulması ve TCK m. 32 kapsamında uzman kurul raporu alınması gerektiği belirtilmiştir.

2019 tarihli diğer iki ceza kararında ise mevcut raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla Üst Kurul incelemesi gerekli görülmüştür.

Bu kararlar, ceza ehliyeti değerlendirmesinin yeterli tıbbi araştırmaya dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Demans Hastasının İmzaladığı Vekâletname ve Temlikname Geçerli midir?

Demans hastalığı bulunan kişilerin gerçekleştirdiği hukuki işlemler, uygulamada önemli uyuşmazlıklara neden olmaktadır.

Özellikle vekâletname düzenlenmesi, taşınmaz satışı, bağışlama, temlikname ve diğer malvarlığı işlemlerinde kişinin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı tartışma konusu olabilmektedir.

Ancak demans tanısının bulunması, kişinin yaptığı bütün işlemlerin kendiliğinden geçersiz olduğu anlamına gelmez.

Hukuki değerlendirmede esas alınması gereken husus, kişinin işlem tarihinde ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.01.2019 tarihli kararında, demans ve Parkinson hastalıkları bulunan kişinin düzenlediği temliknamenin geçerliliği tartışılmıştır.

Yargıtay, kişinin fiil ehliyetine ilişkin farklı dosyalarda düzenlenen raporların çelişmesi nedeniyle üniversitelerin ilgili anabilim dallarından uzman bilirkişi raporu alınmasını gerekli görmüştür.

Bu karar, demans hastasının yaptığı hukuki işlemlerin iptali bakımından tıbbi incelemenin önemini ortaya koymaktadır.

Özellikle kişinin işlem tarihindeki sağlık durumunu aydınlatabilecek eski hastane kayıtları, tedavi belgeleri ve uzman değerlendirmeleri önem taşımaktadır.

Çelişkili Adli Tıp Raporuna Nasıl İtiraz Edilir?

Adli tıp raporuna itiraz edilmesi, yargılamanın türüne ve uygulanacak usul hükümlerine göre farklılık gösterebilir.

Ceza yargılamasında sanığın akıl hastalığına ilişkin raporlar arasında çelişki bulunması hâlinde, bu çelişkilerin giderilmesi amacıyla ek rapor alınması, yeni bir uzman incelemesi yapılması veya gerekli koşullarda Adli Tıp Kurumunun ilgili üst biriminden değerlendirme istenmesi talep edilebilir.

Hukuk yargılamasında ise bilirkişi raporunun eksik, çelişkili veya denetime elverişsiz olması durumunda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde itirazda bulunulması ve ek inceleme yapılmasının istenmesi mümkündür.

Bu tür itirazlarda yalnızca raporun sonucuna katılınmadığının belirtilmesi yerine, raporun hangi yönlerden eksik veya çelişkili olduğunun somut biçimde açıklanması önemlidir.

Örneğin kişinin daha önceki psikiyatrik tedavi kayıtlarının incelenmemesi, aynı kişi hakkında düzenlenen farklı raporların değerlendirilmemesi veya hukuki işlem tarihindeki sağlık durumunun yeterince araştırılmaması, somut olayın özelliklerine göre itiraz gerekçesi oluşturabilir.

İncelenen Yargıtay kararları, özellikle sonuca etkili tıbbi çelişkilerin giderilmesinin yargılama bakımından önemini göstermektedir.

Adli Tıp Raporları Arasındaki Çelişki Bozma Nedeni midir?

İncelenen dört Yargıtay kararında, akıl sağlığı veya fiil ehliyetine ilişkin tıbbi incelemelerde bulunan eksiklikler bozma nedeni olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 30.09.2019 tarihli kararında, ruh sağlığı hastaneleri ile Adli Tıp Kurumu raporları arasındaki çelişki giderilmeden mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

Aynı Dairenin 11.02.2019 tarihli kararında da sanığın akıl hastalığına ilişkin raporlar arasında farklılık bulunmasına rağmen Üst Kurul incelemesi yapılmadan hüküm kurulması bozma nedeni kabul edilmiştir.

10.12.2014 tarihli kararda ise sanığın psikiyatrik tedavi geçmişi yeterince araştırılmadan ve gerekli gözlem incelemesi yapılmadan hüküm kurulması eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.01.2019 tarihli kararında ise demans ve Parkinson hastalıkları bulunan kişinin fiil ehliyetine ilişkin çelişkiler giderilmeden temliknamenin iptali davasının reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Bu kararlar, tıbbi raporlar arasındaki her farklılığın otomatik olarak bozma nedeni olduğu anlamına gelmemektedir.

Bozma sonucunu doğuran temel husus, somut olaylarda yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki tıbbi çelişkilerin ve araştırma eksikliklerinin giderilmemiş olmasıdır.


Dört Yargıtay Kararının Ortak Hukuki İlkeleri

İncelenen kararlar birlikte değerlendirildiğinde, adli tıp raporlarının yargılamadaki rolüne ilişkin önemli ortak ilkeler ortaya çıkmaktadır.

Öncelikle kişinin akıl sağlığına ilişkin raporlar arasında belirleyici çelişkiler bulunması hâlinde, mahkemenin bu çelişkileri gidermeden hüküm kurmaması gerekir.

İkinci olarak, sanığın ceza sorumluluğunu etkileyebilecek akıl hastalığı iddiaları, mevcut tıbbi belgeler ve tedavi kayıtları dikkate alınarak araştırılmalıdır.

Üçüncü olarak, somut olayın özellikleri gerektiriyorsa kişinin bizzat muayene edilmesi ve gözlem altında tutulması gerekebilir. Özellikle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin incelenen kararlarında, Üst Kurul muayenesinin yapılması açıkça gerekli görülmüştür.

Dördüncü olarak, kişinin hukuki işlem yapma ehliyetine ilişkin uyuşmazlıklarda, işlem tarihindeki ayırt etme gücünün belirlenmesi önemlidir. Demans veya Parkinson tanısının bulunması tek başına hukuki işlemin geçersizliğini göstermediği gibi, farklı raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden fiil ehliyetinin bulunduğu sonucuna ulaşılması da eksik incelemeye neden olabilir.

Beşinci olarak, bilirkişi raporlarının gerekçeli ve denetlenebilir olması gerekir. Özellikle aynı kişi hakkında farklı dosyalarda alınan raporlar arasında uyuşmazlık bulunuyorsa, bu durumun bilimsel ve hukuki açıdan açıklığa kavuşturulması önem taşır.

Son olarak, ceza ehliyeti ile fiil ehliyeti farklı hukuki kavramlardır. Ceza yargılamasında TCK m. 32 kapsamında yapılan değerlendirme ile özel hukukta kişinin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığına ilişkin değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır.


Sonuç: Çelişkili Adli Tıp Raporları Giderilmeden Hüküm Kurulması Eksik İnceleme Oluşturabilir

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2014 ve 2019 yıllarında, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin ise 2019 yılında verdiği kararlar, adli tıp raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi bakımından önemli hukuki ilkeler ortaya koymaktadır.

Ceza yargılamasında sanığın akıl hastalığı nedeniyle ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, mahkûmiyet hükmünün hukuka uygunluğu açısından belirleyici olabilir.

Bu nedenle farklı sağlık kuruluşları ve Adli Tıp Kurumu birimleri tarafından düzenlenen raporlar arasında önemli çelişkiler bulunuyorsa, mahkemenin gerekli uzman incelemelerini tamamlaması gerekir.

Yargıtayın incelenen iki kararında, sanığın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek muayene edilmesi ve bu incelemenin sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

Bir diğer ceza kararında ise psikiyatrik tedavi geçmişi bulunan sanığın gözlem altında tutulması, gerekli uzman kurul raporlarının alınması ve raporlar arasında çelişki çıkması hâlinde Genel Kurul incelemesi yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Özel hukuk alanındaki kararda ise demans ve Parkinson hastalıkları bulunan kişinin fiil ehliyetine ilişkin farklı raporların çelişmesi nedeniyle üniversitelerin ilgili anabilim dallarından uzman bilirkişi raporu alınması gerekli görülmüştür.

Bu dört kararın ortak sonucu, akıl hastalığı, ceza ehliyeti veya fiil ehliyeti gibi yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyen konularda, giderilmemiş tıbbi çelişkiler ve eksik araştırmalarla hüküm kurulmasının hukuka aykırılık oluşturabileceğidir.

Bununla birlikte hangi uzman kuruldan rapor alınacağı, kişinin yeniden muayene edilmesinin gerekip gerekmediği ve hangi tıbbi incelemelerin yapılacağı, somut olayın koşullarına ve uygulanacak mevzuata göre belirlenmelidir.

Av. Zafer DEMİRÇİ
ZFR Hukuk ve Danışmanlık